-->
Hot!

Other News

More news for your entertainment
KUTLU DOĞUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KUTLU DOĞUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MEVLİD KANDİLİ



Mevlid Kandili

Kandiller; ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevî feyziyle de daralan gönüllerimizi aydınlatan, zihinlerimizi berraklaştıran gecelerdir.

Kandiller; öze dönüşün, Yüce Yaratanımıza yürekten yakarış ve yönelişin, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi arındırmanın, geçici olanla kalıcı olanı fark etmenin, kalp gözümüzü açıp gönül dünyamızı temizlemenin fırsatı olan, nefsin yanıltıcı arzu ve isteklerinden uzaklaşmanın imkânlarını sunan kutlu zaman dilimleridir.

MEVLiD KANDiLi DUASI



MEVLiD KANDiLi DUASI

Ya ilahel alemin


İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu.
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden,
baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe;
akıl nefse yenik,
ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi
düşünceye kapılar açıp
insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı.
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden
Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü
sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi

MEVLiD KANDiLi VE iBADETLERi



Mevlid Kandili, Hz. Muhammed'in doğum gecesi aynı zamanda Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir.
Klasik dönemde (Asr-ı Saadet ve Dört Halife Dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye dayanmamaktadır.

iNSAN ONURU - AYETi KERiME


Kutlu Doğum Haftası'nın 2013 yılındaki ana teması olan
İnsan Onuru'nun Ayetlerdekiyeri...
Ayetlerde İnsan Onuru...

iNSAN ONURU - HADiSi ŞERiF


Kutlu Doğum Haftası'nın 2013 yılındaki ana teması olan
İnsan Onuru'nun Hadislerdeki yeri...
Hadislarde İnsan Onuru...

KUTLU DOĞUM NASIL KUTLANMALI ?



Soru: Kutlu Doğum münasebetiyle gerek Türkiye'de, gerekse yurt dışında Peygamber Efendimiz'i (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) daha geniş kitlelere duyurma adına neler yapabiliriz? Bu konuda ifrat ve tefrite girmemek için bir kutlama çerçevesi belirlemek mümkün müdür?

Allah Rasûlü'nün (aleyhissalâtü vesselam) doğumu ve yeryüzünü şereflendirmesi insanlığın yeniden dirilişi sayılır; O'nun doğduğu gün de bizim için bir kutlu bayramdır. Çünkü, biz, Rabbimizi O'nunla tanıdık. Nimete minnet ve şükran duygusunu O'ndan öğrendik. Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkileri, kul ve Mâbud münasebetlerini O'nun mesajlarıyla duyup anladık. O'nun ortaya koyduğu yorumlar sayesinde, kâinat, muhtevalı ve okunaklı bir kitaba dönüştü.. eşya ve hâdiseler de, âdeta Hakk'ı söyleyen ve Hakk'a çağıran birer bülbül kesildi...

HOR GÖRMENİN KÜÇÜKLÜĞÜ



عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

"Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr 32; Ebû Davud, Edeb 35; Tirmizî, Birr 18)

KUTLU DOĞUM HAFTASI NE ZAMAN ?


Gül kokan Peygamberimiz'i (SAV) andığımız bu hafta 13 - 21 nisan tarihlerinde gerçekleşecektir.
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

KUTLU DOĞUM HAFTASI 2013


Her sene Peygamber'e (SAV) duyulan hasret ve O'nun (SAV) yüce niteliklerini anlamak, daha iyi tanımak adına düzenlenen Kutlu Doğum Haftası bu yıl 13 - 20 Nisan tarihi arasından düzenlenecek.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın önderlik ettiği Kutlu Doğum Haftası'nın bu yıl ki ana teması "İnsanlık Onuru"dur. Bu yılki etkinlik adına Diyanet İşleri Başkanı Görmez'in mesajı şöyledir...

HAZRETi HAMZA'NIN KEFENi




Uhud’da yaşanan kâbına varılmaz bir din kardeşliği manzarasını Zübeyr bin Avvâm (r.a.) şöyle anlatmıştır:

Uhud Harbi sonunda Hazret-i Safiye (r.a.) vücûdu parça parça edilmiş olan kardeşi Hazret-i Hamza (r.a.)’ı görmek istedi. Bu niyetle şehîdlerin bulunduğu tarafa yöneldi. Oğlu Zübeyr kendisini karşılayarak:

PEYGAMBER (SAV) KARDEŞLiĞi



Kardeş sözcüğü, yeryüzünün bütün dillerinde var olan ve sıcaklığı, sevimliliği, ifade ettiği ortak anlam olarak, ana baba bir, ana bir baba ayrı veya baba bir ana ayrı kişileri anlatan ortak bir kavramdır. İslam dininin temel referans kaynakları olan Allah kelamı Kur’an ile Peygamberimizin sünneti ve hadisleri, bu bilinen ve her dilde ortak olan anlamı yanında kardeşliğe daha farklı, daha vurucu, insanlık ailesi için daha çok üzerinde durulması ve vurgulanması gereken anlamlar yükler.

ŞiMDi KAREŞLiK ZAMANI






ŞİMDİ KARDEŞLİK ZAMANI

Rahman ve Rahim Olan Allahın Adıyla.

1989 yılından bugüne peygamber sevgisi etrafında toplumumuzu bütünleştirmek amacıyla kutlana gelen Kutlu Doğum Haftasının 2012 yılı ana teması, Hz. Peygamber (sas), Kardeşlik Hukuku ve Kardeşlik Ahlâkıdır. Zira biz kardeşliği ondan öğrendik. O bize kardeşliğin sadece bir retorik, bir söylem ve bir edebiyat olmadığını öğretti. Doğulu-Batılı, Arap-Acem, Türk-Kürt, kadın-erkek, zengin-fakir, şehirli-köylü, işçi-memur, eğitimli-eğitimsiz, kariyerli-kariyersiz gibi yapay tüm ayrımları, iman kardeşliğinin potasında eritmeyi bize o öğretti. İnsanlık onunla vardı hakikî kardeşliğin tadına… O bize kardeşi kardeşe bağlayan en yüce değerin sadece sevgi, ilgi ve muhabbet değil; aynı zamanda bir hak olduğunu bildirdi. Ona göre müminler birbirine hak bağı ile bağlıdır. Hak bağının kurucusu ise bizzat Cenab-ı Hakkın kendisidir. Nitekim ayette Hep birlikte Allahın ipine (Kurana) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allahın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz (Âl-i İmran, 3/103) buyrulmuştur.

MUHARREM AYI, HZ.HÜSEYiN VE KERBELA


İslâm dünyası, 29 Aralık 2008 tarihi itibarıyla Muharrem ayını idrak etti. Bu ay, bizzat Peygamber'in ifadesiyle "Allah'ın ayıdır". Kuşkusuz her zaman dilimi her mekân parçası gibi Allah'ındır; ancak bazı zaman ve mekânların doğrudan Allah'a izafe edilerek anılması o zaman ya da mekânla ilişkili özel olaylar sebebiyledir.

Muharrem, Hz. Nuh'un inananlarla birlikte tufandan kurtulup Allah'a şükran duygularının gereğini yaptıkları, ayrıca Musa peygamberin Firavun'un zulmünden kurtulduğu aydır. Bu iki olay ayet ve hadislerde açık olarak yer almamakla beraber, bir şekilde Peygamber'in yanında zikredildiğinde onun tarafından yalanlanmamıştır.

Diğer taraftan ağırlıklı bir anlayış olarak ortaya konulmamış olmakla birlikte, Kur'an-ı Kerim'de bazı alimler Fecr Suresi'nde kasem edilen fecrin Muharrem'e, aynı surede yine yemin edilen on gecenin de bu ayın ilk onuna işaret ettiğini belirtmişlerdir. Aynı zamanda Muharrem ayı, isimleri Hz. Peygamber tarafından sayılan haram aylardan biri olup, Kur'an-ı Kerim'de haram aylara saygı gösterilmesini emreden ayetlerde de doğrudan ihtiram konusu olarak yerini almıştır.

Sami gelenekte önemli bir yeri olan "aşura" esas itibarıyla Muharrem ayının onuncu gününü ifade etmektedir. Bugün yukarıda atıf yapılan Nuh ve Musa peygamberlerin ümmetlerinin kurtuluşuna tekabül eder. Bazı kültürel kaynaklarda sözü edilen iki olaydan başka diğer bazı peygamberlerin kurtuluşunun da aşura günü gerçekleştiğini ifade eden rivayetler varsa da (Hz. Eyub'un hastalıklarından kurtuluşu, Hz. İbrahim'in Nemrud'un zulmünden kurtuluşu gibi) bunların kesin olmadığı belirtilmiştir.

Gerek Muharrem ayının gerekse onuncu gününün işaret edilen özelliklerinden dolayı bu ay "Allah'ın ayı" olarak anılmış, Hz. Peygamber "Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazı, Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç Muharrem'de tutulan oruçtur." buyurmuştur. Medine'ye geldiğinde aşurede Yahudilerin Hz. Musa ve inananların kurtuluşu vesilesiyle oruç tuttuğunu öğrenen Hz. Peygamber, "biz buna daha layığız" demek suretiyle kendisi oruç tutmuş, Müslümanları da buna teşvik etmiştir. Ramazan orucunun farz kılınmasından sonra ise Hz. Peygamber bu konuda ashabını muhayyer tutmuştur. Bu ay vesilesiyle Hz. Peygamber'in tutum ve tavsiyelerini bütün halinde değerlendiren İslam alimleri, Muharrem'in 9., 10. ve 11. günlerinde oruç tutmanın müstehab olduğunu belirtmişlerdir.

HAKSIZLIĞA KARŞI DİK DURUŞ: HZ. HÜSEYİN

Muharrem ayının daha doğrusu bu ayın onuncu günü olan "aşura"nın İslâm tarihi için özel bir önemi vardır; zira Kerbela olayı bugünde gerçekleşmiş, Hz. Hüseyin ve arkadaşları bugünde şehadet şerbeti içmişlerdir.

Belirtmek gerekir ki Hz. Hüseyin, hakkaniyet ve adaletle özdeşleşmiş, haksızlığa ve zulme karşı çıkışın sembolü olmuştur. Onun bütün Müslümanların kalbinde derin iz bırakmasının sebebi budur. Zira her şeyden önce o Hz. Muhammed'in torunu, onun tarafından sevilip öpülen ve dua edilen mümtaz bir şahsiyettir.

Kaynaklarda belirtildiği üzere, Hz. Hüseyin 10 Ocak 626'da Medine'de doğmuştur. Ağabeyi Hz. Hasan'ın göğsünden yukarı kısmının dedesi Hz. Muhammed'e benzemesi gibi onun göğsünden aşağı kısmının Hz. Muhammed'e benzediği ifade olunmuştur.

Hz. Hüseyin doğduğu zaman Hz. Muhammed bizzat kulağına ezan okuyarak ismini koymuş, doğumunun yedinci gününde adına akika kurbanı kesilmiştir. Ağabeyi Hz. Hasan gibi ilk iki halife döneminde cereyan eden önemli olaylara fiilen katılmayan Hz. Hüseyin, üçüncü halife zamanında Said bin Âs'ın, 651 yılında Kûfe'den Horasan'a yaptığı sefere iştirak etmiştir. Ayrıca o, babasının halifeliği sırasında da, Kûfe'ye giderek onun bütün seferlerinde bulunmuştur. Babasının şehit edilmesinden sonra da yine vasiyetine uyarak ağabeyine itaat etmiştir.

Hz. Hüseyin Medine'de kaldığı süre içinde, kendisini ibadete vererek iyilik, güzellik ve takvaya dayalı bir hayat sürdürmüştür. Hz. Muhammed, ağabeyi Hasan'la beraber onun için "dünyanın iki çiçeği", ifadesini kullanmıştır. Yine Hz. Peygamber, onları ahirette de "cennet gençlerinin efendisi" olarak nitelemiştir.

Hz. Hüseyin, Emevîlerin zulümleri karşısında hiçbir zaman suskun kalmamış, çeşitli vesilelerle haksızlıkları ifade etmiştir. Bu bağlamda onun amacı dünyalık kazanmak olmayıp Allah'ın dinine hizmet etmek olmuştur: Nitekim o, insanlara yaşanılan kötülükleri sayıp İlahî gazaba uğramalarından korktuğunu kaydettiği bir konuşmasının sonlarında Hak'ka el açarak şöyle dua etmiştir: "Ey Allah'ım! Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye rağbetimden, çıkar sağlamayı düşündüğümden değildir. Ancak Senin dininin yollarını göstermek, Hakk'a ayna olmak isteğimdendir. Bu suretle mazlum ve çaresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini temin etmek istiyorum."

Diğer taraftan Hz. Hüseyin, Peygamber'den ışık almış bir şahsiyet, başka bir ifadeyle Ehl-i Beyt mensubu bir kimse olarak iman, ibadet, takva ve ahlakta zirve bir kimlik olarak hayat yaşamıştır. Kerbela'da hunharca şehit edildikten sonra da kanıyla yazdığı adalet ve hakkaniyete asırlar boyu hizmet etmiştir; hizmet etmeye de devam etmektedir.

KAPANMAYAN YARA: KERBELA

Kerbela'da Peygamber torunu Hz. Hüseyin'in mübarek başının gövdesinden ayrılması Müslümanların kalbinde asırlardır dinmeyen sızı, kapanmayan yara olarak kalmıştır. Belki de şifa bu yaranın kapanmamasıdır. Zira bu yolla insanlar Allah, Resulullah ve Ehl-i Beyt sevgisini yüreğinde daha iyi hissetmekte, Hakk'ı ayakta tutmak için cesaret ve metanet mesajları almakta, zulme karşı dik duruşu hatırlamaktadır.

Kerbela olayını kısaca hatırlamak gerekirse şu özet verilebilir: Hz. Hasan'ın Muaviye lehine hilafetten feragat etmesinden sonra Emevi Devleti'ni kuran Muaviye, yirmi yıla yakın hilafet görevinden sonra vefatına yakın, ahlakî zaaflarıyla tanınan oğlu Yezid için biat almış; babasının ölümünün ardından Yezid hiç layık olmadığı halde hilafet makamına kurulmuştur. Durumu öğrenen Hz. Hüseyin buna şiddetle karşı çıkmıştır. Önce Medine'den Mekke'ye gelmiş, orada görüşmelerde bulunduğu sırada, Kûfelilerden kendisini Kûfe'ye çağıran birçok mektup almıştır. Bunun üzerine Hz. Hüseyin, yerinde incelemeler yapmak ve durumu kendisine rapor etmek üzere amcasının oğlu Müslim b. Akil'i Kûfe'ye göndermiştir. Müslim Kûfe'ye girdiğinde büyük bir ilgiyle karşılanmış ve Hz. Hüseyin adına binlerce kişiden biat almıştır. Ardından Hz. Hüseyin'e mektup yazarak Kûfe'de lehine olan havayı tasvir eden bir rapor göndermiştir.

Kûfe'de bu gelişmeler olurken siyasi hakimiyetini pekiştirmeye çalışan Yezid, burada meydana gelen bütün gelişmelerden haberdar olmuş, derhal harekete geçerek pasif bulduğu Kûfe valisini görevden alıp yerine sertliği ile tanınan Ubeydullah bin Ziyad'ı tayin etmiş, ondan bir an önce duruma el koymasını istemiştir. Vali İbn Ziyâd güç gösterisinde bulunarak önce Müslim'i yakalatıp öldürtmüş, ardından da Hüseyin adına Müslim'e biat edenleri ağır bir şekilde cezalandırıp dağıtmıştır.

Kûfe'deki bu yeni gelişmelerden ve Müslim'in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz. Hüseyin, üvey kardeşi İbnü'l-Hanefiyye başta olmak üzere tecrübeli kimselerin "Kûfelilere güvenilemeyeceğini" söylemesine aldırış etmeksizin hazırlıklarını tamamlamış ve yakınlarını yanına alarak 90 kadar kişiden oluşan küçük bir birlikle yola çıkmıştır. Yolda bilahare Müslim'in öldürüldüğünü öğrenen Hz. Hüseyin, beraberinde bulunanlarla istişare ederek durum değerlendirmesi yapmış, isteyenlerin dönebileceğini söylemiş, özellikle Müslim'in çocuklarının da ısrarıyla geriye dönmeyip, sefere devam kararı almıştır.

Bu arada vali İbn Ziyad, Ömer bin Sa'd komutasında bir birlik hazırlatarak Hz. Hüseyin'in üzerine göndermiştir. Bu birlik Kerbelâ'da Hz. Hüseyin ve adamlarını kuşatmış, Fırat'tan su almalarını engellemiştir. İnsanlar, masum kimseler, kadınlar ve çocuklar günlerce susuz kalarak tarifsiz bir insanlık dramı yaşamıştır. Burada bazı görüşmeler yapılmışsa da sonuç vermemiş, kendisinden ısrarla Yezid'e biat etmesi istenmiştir. Hz. Hüseyin, Yezid gibi fâcir bir kimseye biat edemezdi ve haklı olarak etmemiştir. Bu durumda ortada bir tek şık kalmıştır: İnanç, adalet ve cesaretle ölümün üzerine gitmek. Hz. Hüseyin de bunu yapmıştır. O, kaynakların yansıttığı kadarıyla, 23 atlı, 40 piyade olmak üzere 73 kişiden oluşan sembolik kuvvetiyle, Ömer bin Sa'd'ın binlerce askerden oluşan ordusuna mukabele etmeye çalışmıştır. 10 Muharrem 61 (miladi 10 Ekim 680) tarihinde başlayan çarpışma, Hz. Hüseyin'in her biri ölüme hazır yiğit insanlarının destansı direnişiyle bir süre devam etmiş; nihayet hepsi de teker teker şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Sonunda azılı câniler, gözlerini kırpmadan Hz. Hüseyin'in üzerine yürümüş ve mübarek başını gövdesinden ayırarak tarihin en büyük zulümlerinden birini irtikap etmişlerdir. Hüseyin'in kesik başı ve esirler Şam'a gönderilmiş, olay tarihe kanlı Kerbelâ vak'ası olarak geçmiştir.

Olayın duyulmasından sonra İslam âleminde büyük infialler meydana gelmiş, Mekke ve Medine'de ayaklanmalar gerçekleştirilmiş, yaklaşık üç yıl sonra Hz. Hüseyin'i Kûfe'ye çağıranlar onun vefatından kendilerini sorumlu tutup intikam almak için harekete geçmişlerse de başarılı olamamışlar, daha sonra 686 yılında Muhtar-ı Sekafî tarih sahnesine çıkarak Kerbela'nın intikamını almış, bu işe adı karışanların tamamı öldürülmüştür.

Peygamber torununun bu dramı ona olan muhabbetle birleşerek asırlarca Müslümanların kalbinde yer etmiş; hak ve adaleti ayakta tutmanın sönmez ışığı olmuştur.

Doç. Dr. İlyas Üzüm

KUTLU DOĞUM VE KANDiL


KUTLU DOĞUM VE KANDiL

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.O gece Yahudi alimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,

- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.

- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.Yahudi,

"Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar.

"Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.Ertesi gün Yahudiye vardılar:

"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.Yahudi

"Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi,

"Beni ona götürün" dedi.Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir."Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi. Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:"Hem Muhammed gelmesi oldu yakinÇok alâmetler belürdi gelmedin"Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.
Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.Bin senedir yakılanve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.