Osman Nuri’nin bir fıkrasıdır.
Bir kelimeni, milyonlar defa tekrar okusam,
İlk başladığım lezzeti, daima duyarım.
Sen İslâm ocaklarının sönmez bir lem’asısın, tamamını oku »
Bir kelimeni, milyonlar defa tekrar okusam,
İlk başladığım lezzeti, daima duyarım.
Sen İslâm ocaklarının sönmez bir lem’asısın, tamamını oku »
Kavuşmak isteyen büyük himmete
Hakka inananlar haydi hizmete
Kolay bulunmayan böyle nimete
Bismillah diyerek haydi hizmete
Ter dökelim Ehli sünnet yoluna
Canımız fedadır Hakkın uğruna
Sünni kitapları basıp bağrına
Emri maruf için haydi hizmete
Öğren düşmanların bütün fendini
Tuzağına düşme koru kendini
İlimle yıkmalı küfrün bendini
İlmi yaymak için haydi hizmete
Hani deryaların kaptanı bizdik
Bütün düşmanları sıraya dizdik
Gururlu kralları nasıl da ezdik
Ecdadın torunları haydi hizmete
Hep Hak için hakka koşmalı mümin
Hizmet aşkı ile coşmalı mümin
Bütün engelleri aşmalı mümin
Şanlı zafer için haydi hizmete
Mahrem bir suale cevaptır
[Şu sırr-ı inâyet, eskiden mahremce yazılmış, On Dördüncü Sözün âhirine ilhak edilmişti. Her nasılsa ekser müstensihler unutup yazmamışlardı. Demek münasip ve lâyık mevkii burasıymış ki, gizli kalmış]
Benden sual ediyorsun: “Neden senin Kur’ân’dan yazdığın Sözlerde bir kuvvet, bir tesir var ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nadiren bulunur? bazen bir satırda bir sayfa kadar kuvvet var; bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor.”
Elcevap (güzel bir cevaptır): Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilâpervâ derim:
Ekseriyet itibarıyla öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır. Şu sırrın hikmeti budur ki: tamamını oku »