(Hakikat Noktasında Malımız …)
Abdullah İbnu’ş-Şihhîr’den (Radiyallahu Anh):
“Bir gün Resûlüllah Efendimizin (Aleyhisselatü Vesselam) yanına gittim. O sırada Tekasür sûresini okuyorlardı. Sûreyi tamamladıktan sonra şöyle buyurdu:
– Âdemoğlu, ‘malım, servetim’ diyor. Ey Âdemoğlu! Yeyip bitirdiğin veya giyip eskittiğin, yahut sadaka olarak verip önceden âhirete gönderdiğinden başka senin mal ve servetin var mı? (Geride bıraktığın senin değil, mirasçıların malıdır).
(Müslim/Zühd 34; Nesai/Vesâya 1; Tirmizi/Tefsir, Tekasür)
—
İnsanın mal ve servetinden “benim” diyebileceği kısım; yediği, içtiği, bir de sadaka olarak dağıttığı, Allah yolunda harcadığı miktardır.
Bunların dışında kalan mal ve servetin, ancak bekçisidir. Sahipliği görünüşte ve zâhirdedir. Çünkü o servet, kendisi ile gelmeyecek, vefat ettiğinde mirasçılara intikal edecektir. Şu halde insanın kullanamadığı, sahiplenemediği bir servet ile övünmesi boştur ve yersizdir. Resulullah.org