Öne Çıkan Yayın

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI

Hz. Muhammed (SAV), 20 Nisan 571 yılında Mekke’de doğdu. Annesinin adı Amine, Babasının adı Abdullah. Babası Abdullah, O daha doğmadan önce...

GÜNCEL

PEYGAMBER HATIRASI'NA BETON..!

Pazartesi, Temmuz 02, 2012



"Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!"
(Buhârî, Cihâd, 71)
Hz. Muhammed (sav) ve ashabından günümüze kalan hatıraların izlerini “şirk tehlikesi” gerekçesiyle bir bir ortadan kaldıran Suudiler geçtiğimiz günlerde Hz. Peygamber’in Uhud savaşı sırasında yaralandıktan sonra çekildiği kaya aralığını betonla kapattı. Hac ve umre ziyaretlerinde bulunanlar tarafından sıkça ziyaret edilen mekânın kutsandığını ve bu yolla şirke düşüldüğünü savunan Suudiler tarihî vakıanın geçtiği yere zarar verdi.
Uhud’da Ne Olmuştu?

Uhud savaşı öncesinde Peygamberimiz bir grup okçuyu, bugün Okçular Tepesi olarak bilinen mevkiye yerleştirmiş ve her ne olursa olsun oradan ayrılmamalarını tembihlemişti. Savaş sırasında müşriklerin geri kaçması sonucunda okçuların büyük bir kısmı artık zaferin kesin olarak kazanıldığını düşünüp kendilerine verilen emri unutarak savaş meydanına indiler. Tepenin okçulardan arındığını gören müşriklerin buradan yeni bir saldırı gerçekleştirmesi, üstünlüğü ele geçirmelerine sebep oldu.

O sırada çıkan karışıklık esnasında Hz. Peygamber, yüzüne isabet eden bir taşla yaralanmış ve dişi kırılmıştı. Olaydan sonra, bugün beton dökülen kaya aralığında bir müddet kalan Efendimiz, başta Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer olmak üzere etrafını çevreleyen sahabeler tarafından korumaya alındı. Olay esnasında Efendimiz’in yanında kızı Hz. Fatıma da bulunuyordu.

Suudi yönetiminin bu girişimi ve gerekçeleri hakkındaki görüşlerine Sonpeygamber.info Web Portalı olarak başvurduğumuz uzmanlar Prof. Dr. Mustafa Fayda, Prof. Dr. Saim Yeprem, Prof. Dr. Adem Apak, Prof Dr. Ömer Faruk Harman ve Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu önemli açıklamalarda bulundular.

Prof. Dr. Mustafa Fayda: Bu tip bir anlayış tarihe, İslamiyet’e ve Rasûlullah sevgisine yakışmaz.

Sözlerinin başında, 1960’lı yıllarda yine Suudiler tarafından Hira mağarasının da taşlarla doldurulduğunu, mağaranın sonradan temizlendiğini ve Hz. Peygamber’in babası Abdullah’ın kabrinin de ortadan kaldırıldığını hatırlatan ve “Herkes Kâbe’deki revaklarla uğraşırken benim derdim Rasûlullah’ın babasının kabriydi” diyen Prof. Dr. Mustafa Fayda, Suudi yönetimini şöyle eleştirdi: “Suudiler; mezhebî veya itikadi anlayışlarının bir tezahürü olarak maalesef Rasûlullah Efendimiz’e, O’nun hatıralarına çok fazla anlam yüklenerek şirke girilir düşüncesindeler. Bu tip bir anlayış hiçbir zaman tarihe, İslamiyet’e ve Rasûlullah sevgisine yakışmaz. Maalesef Suudilerin bu tip davranışları çok fazla. Ben Mekke’deki, Medine’deki eserlere karşı Suudilerin bu hoyratlıklarını ister ticaret ister hizmet kaygısıyla olsun esefle karşılıyorum.”

Suudi yönetiminin, Uhud’daki kaya aralığının kutsanması endişesini hatırlatmamız üzerine Fayda şunları kaydetti: “İslam’da putlaştırma yaşanmamıştır. Müslümanlar kabirlere gidip Fatiha okurlar. Bizim bazı hocalarımız da maalesef anlayamıyorlar bunu. Peygamber Efendimiz’in zaman zaman Bakî mezarlığına giderek orada kabri bulunan sahabelerini ziyaret ettiğini biliyoruz. Suudilerin kabir ziyareti aleyhindeki tavırları da bu açıdan üzüntü verici.”

Suudiler tarafından yıkılan, tahrip edilen yerlerin; Abdülhamid döneminde fotoğrafları çekilmiş. Hatice anamızın türbesinin fotoğrafı var mesela, o türbe de yıkıldı. Cennetü’l-Bakî ve Cennetü’l-Muallâ ziyaretlerimde sahabe mezarlarının pislikten geçilmediğini gördüm. Suudi idaresi sanki kasten yapıyordu bunları. Çünkü başka yerlerdeki uygulamalarından, temizliği bildiklerini anlıyoruz. Bunları içim sızlayarak müşahede ettim. Başkaları, muhafaza edebilmek için vesika ararken Suudilerin, elimizdeki tarihî vesikalara böyle hoyratça davranmasını nefretle izliyorum.”

Prof. Dr. Ömer Faruk Harman: İslam itidal dinidir.

Suudi yönetiminin, Uhud’daki kaya aralığını betonla kapatmasını da "şirke düşülebilir" gerekçesiyle giriştiği diğer uygulamaları da tasvip etmediğini söyleyen Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, önemli bir tarihî olayın yaşandığı yere zarar verilmesini şöyle eleştirdi: "Uhud savaşında neler yaşandığını siyer kitaplarından okuyan bir Müslümanın, Hz. Peygamber’in yaralandıktan sonra çekildiği yeri merak edip ziyarette bulunması neden şirk olsun? Suudi yönetiminin bu uygulamaları inşallah bir gün son bulur.”

Hz. Peygamber ve etrafındaki sahabelerin hatıralarını önemseyip ziyarette bulunulmasının hiçbir zararı olmadığını kaydeden Harman; “İslam itidal dinidir, Müslüman mutedil olmak zorundadır. Suudilerin ‘şirk tehlikesi’ gibi bir sebeple İslam tarihi açısından önemli mekânlara zarar vermesi ne kadar yanlışsa türbelere taparcasına yapılan ziyaretler de o derecede yanlıştır. Bunların ikisi arasında, İslam’a yakışır bir yol bulmamız lazımdır.”

Prof. Dr. Adem Apak: Her yeni olana “bid’at” diye karşı çıkıyorlar. Ama Kâbe’den yüksek binalar dikerek en büyük bid’ati kendileri işliyorlar.

"Bu olay ilk değil. Suudilerde bu şirk düşüncesini aşırı ve katı bir şekilde uygulama eğilimi var. Müslümanların ziyaret ettikleri yerleri şirk mekânları olarak görüyorlar. Halbuki şirke girmek o kadar da kolay değil. Oraya ayak basan inançlı insanların şirke düştüğünü düşünmek bile başlı başına sakat bir anlayış. Müslümanlar sadece geçmişi yâd etmek, Peygamber’in ayak bastığı yerlerde bulunmak istiyorlar. İbni Abbas’ın; Hz. Peygamber’in dinlendiği yerde dinlendiğini, gölgelendiği yerde gölgelendiğini biliyoruz. İbni Abbas’ın bu davranışı, altında gölgelenilen ağacı kutsal yapmaz. Peygamber’in izinden gitmeyi bir şirk unsuru olarak görmek sakat bir anlayış. Din, insanları serbest bırakmış. İnsan şirke düşecekse düşsün, onun hesabını da kendi versin. O zihniyet sanki insanların imanını korumak gibi bir misyon biçmiş kendine. Her yeni olana 'bid’at' diye karşı çıkıyorlar. Ama Kâbe’den yüksek binalar dikerek en büyük bid’ati kendileri işliyorlar. Bu tutarsızlık da ayrı bir konu. Hira dağının yollarını çöp haline getirmiş olmakla da insanları kendilerince şirkten kurtarmaya çalışıyor olabilirler. Hayır, orayı insanlar şirk amacıyla değil Peygamber’in hatırasını yâd etmek amacıyla ziyaret ediyorlar. Onlara asıl düşen, o insanlara kolaylık göstermektir. Ziyaretleri zorlaştırdıkça tevhidi koruduklarını düşünüyorlarsa bu sağlıklı bir anlayış değil. Hz. Peygamber’i selamlamak isteyenleri engellemeye çalışıyorlar mesela. Halbuki kimse Hz. Peygamber’e tapmıyor. Bu sadece bir hürmet. Selamlamayı dahi şirk olarak düşünen insanların o kaya aralığına beton dökmesi çok şaşılacak bir şey değil."

Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu: Onların "bu şirktir" şeklindeki değerlendirmeleri, mezheplerinin bir uzantısıdır. Buna bir şey demeye hakkımız yok. Ama bizim de Efendimiz’e saygımızı sembolize eden bu tür ziyaretler dolayısıyla suçlanmamamız lazım. 

"Efendimiz ve ashabının izlerinin bulunduğu kutsal mekânları İslam toplumunda farklı mezheplerden insanlar ziyaret ediyor. Biz de ziyaretlerimiz sırasında kendi mezhebimizce davranıyoruz. Onların bizimle ilgili yaptığı değerlendirmeler sebebiyle şirke düşmüş olmayız tabii, müşrik olup olmadığımızı biz kendimiz daha iyi biliriz. Bunlar İslam toplumunun ortak mekânları; mesela Sultanahmet bizim topraklarımız içinde ama sadece 'bizim' diye sınırlandırılamaz. Bütün camiiler bütün Müslümanlarındır. Suudi Arabistan’dan, İran’dan, farklı yerlerden gelen insanlar orada kendi mezheplerince ibadet ederler. O ibadet kendilerine göre doğrudur. Biz onlara sözgelimi 'niye Kerbela’dan getirdiğin toprağın üzerine secde ediyorsun' demiyoruz. Ortak mekânlarımızın, ortak değerlerimiz olduğunu ve herkesin kendi inanışı çerçevesinde davrandığını bilmek lazım. Suudi Arabistan dinî yetkililerinin bu uygulamayla neyi kast ettiğini tam olarak bilemiyoruz. Ama bizim oraya gitmemizin sebebi, Efendimiz’in orada oturmuş olması. 'Efendimiz buraya ayağını basmış' diye biz de basmak istiyoruz. Bunu sahabe-i kiramdan yapanlar var. Onların 'bu şirktir' şeklindeki değerlendirmeleri, mezheplerinin bir uzantısıdır. Buna bir şey demeye hakkımız yok. Ama bizim de Efendimiz’e saygımızı sembolize eden bu tür ziyaretler dolayısıyla suçlanmamamız lazım. Hz. Peygamber’in; 'Bir kimseye kâfir demeyiniz, o kimse kâfir değilse söz döner dolaşır o sözü söyleyene rücû eder' ifadesi sahih bir hadistir. Dolayısıyla ben Suudi Arabistan’daki kardeşlerimizin, mezhepsel bir bakış çerçevesinde çok keskin bir şekilde bizim kâfir olduğumuz ve küfürden dönmemiz gerektiği düşüncesinde olduklarını zannetmiyorum. Çünkü bu hadis-i şerifi bizim kadar onlar da biliyorlar. Dolayısıyla meseleyi, tartışmayı alevlendirici şekilde değil de inanç özgürlüğü çerçevesinde ve mezhep tercih etme perspektifiyle değerlendirmemiz lazım. Onların da bu anlamda bizim inanışlarımıza müsamaha ile bakacaklarını düşünüyorum. Ama bunlar, internetteki bir fotoğraf üzerine söylenmiş sözlerdir. Belki de insanlar oraya çıkmaya çalışırken düşüp yaralanıyorlar diye basamaklar oluşturmak düşüncesiyle dökülmüş bir beton da olabilir o. Bilmiyoruz tam olarak. Ben oralara çok zor şartlarda çıkabilmiştim mesela. Kutsal topraklarda bulunduğumuz zamanlardan birinde Uhud Şehitliği’nde Yâsîn okuyorduk. Sonra birileri gelip yaptığımızın yanlış olduğunu söyledi. Biz de İslam uğruna şehit olmuş ashabın ruhuna Yâsîn-i Şerif okuduğumuzu belirttik. 'Hanefi mezhebine göre bunda bir mahsur yoktur' dedik. Sonra daha üst makamdan yetkili birisini getirdiler, ona da izah ettim durumu. Netice olarak biz orada Yâsîn okuduk. İzah edildiği zaman veya ortak bir noktada buluşulduğu zaman onların da makul karşılayacaklarını düşünüyorum. Biz uzaktan onların aleyhinde konuşursak, onlar uzaktan bizim aleyhimizde konuşursa ortak bir zemin bulma imkânını da ortadan kaldırmış oluruz. İtikadi mezhebimiz, amelî mezhebimiz belli. O mezheplerin aynı olma zorunluluğu da yok. Metinlerimiz ortak ama bu metinlere getirdiğimiz yorumlarda bölgesel farklılıklar olabilir ve olacaktır. Ancak bir araya geldiğimiz zaman gayet tabii onlarla da anlaşabiliriz."

Prof. Dr. Saim Yeprem: Biz olaya Hz. Peygamber’in hatırasına zarar vermek olarak bakıyoruz; onlar ise şirke engel olmak niyetindeler. Her iki bakış da İslam’ın temel prensipleri açısından doğrudur.

"Suudiler bu noktada Hz. Ömer’in Şecere-i Rıdvan hadisesinde yaptığını yapmış. Seçere-i Rıdvan, Hz. Peygamber’in, altında biat aldığı ağaçtır. Müslümanlar bu ağacı Hz. Ömer zamanında tavaf etmeye başlamışlar, ağaca azami saygı göstermeye başlamışlar. Hz. Ömer de bunun yavaş yavaş putperestliğe yol açacağı endişesiyle o ağacı kestirmiş. Gerekçe bu. Hz. Peygamber’in, altında biat aldığı; Kur’ân-ı Kerîm’de de bahsi geçen ağaç Hz. Ömer’e göre Tevhid inancına aykırı düştüğü için kestirilmiştir.

Bir putperestlik, şirk manzarasının ortaya çıkması söz konusuysa eğer o bölgenin idaresi o tehlikeyi ortadan kaldırmakta serbesttir. Ama Müslümanların bu davranışlarının da cehaletten kaynaklandığına hiç şüphe yok. Ben hiçbir Müslümanın, Allah’a şirk koşacak şekilde ta’zim maksadıyla ziyaret yapacağını sanmıyorum. Bu tip yaklaşımlar; aşırılığı ortadan kaldırmak ve Müslümanları bu konuda bilgilendirmek yoluyla önlenebilir ama önlenemiyorsa orada durumun takdiri idareye aittir. Mezarlıklarla ilgili durum da benzer şekilde biliyorsunuz ki… Hz. Peygamber başlangıçta mezar ziyaretini yasaklamıştı. Açıkça diyor ki 'Ben size mezar ziyaretini yasaklamıştım, artık mezarları ziyaret edebilirsiniz çünkü bu size ahireti hatırlatır.' Mezarda yatandan bir şey isteme gibi İslam inançlarına aykırı davranışların bol olduğu zamanda Hz. Peygamber şirk alışkanlığını ortadan kaldırmak için mezar ziyaretini yasaklıyor. Müslümanlar yeterince olgunlaşıp bu tehlike ortadan kalkınca şartlı olarak mezar ziyaretine izin veriyor; o şart da ahireti hatırlamak. Ama Suudi yönetimi, ifrata kaçıp aşırı tedbir olarak bütün mezarları yıkmış durumda. Tevhid’i ön planda tutmak için yapıyorlar bunu, geçmişe bir hakaret maksadıyla değil. Ancak radikal, sert, aşırı bir tedbir.

Biz olaya Hz. Peygamber’in hatırasına zarar vermek olarak bakıyoruz; onlar ise şirke engel olmak niyetindeler. Her iki bakış da İslam’ın temel prensipleri açısından doğrudur. O bakışa da yanlış diyemeyiz. Dinin asli hükümleri dışında bir de dinin siyaseti vardır. Bu ikisi arasında denge kurmaktır önemli olan. Eğer hatıraları muhafaza etmek hatıra-perestliğe , hatıralara tapınmaya yol açmayacaksa bir sorun yoktur çünkü o hatıralar bize Peygamber’i, O’nun dönemini anımsatacaktır ve O’na karşı sevgimizi güçlendirecektir. Ama bu sevgi, selefilerin düşündüğü gibi Peygamber sevgisini aşıp da Allah’a şirk koşmaya, putperestliğe meyil gibi bir manzaraya dönerse elbette önlem de gerekir. Burada önemli olan; yönetim makamının, halkın psikolojisini, sosyolojik yapısını iyice inceleyerek dengeli bir tutum ortaya koymasıdır. Bu dengeyi sağlayabilmek için de her halükârda eğitim gerekir."

You Might Also Like

0 Yorum

Gülefendim'i İzle !

Mail İle Abonelik