Öne Çıkan Yayın

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI

Hz. Muhammed (SAV), 20 Nisan 571 yılında Mekke’de doğdu. Annesinin adı Amine, Babasının adı Abdullah. Babası Abdullah, O daha doğmadan önce...

KUTLU DOĞUM

SALAVAT SEVGiLi'YE (SAV) VEFADIR

Cuma, Nisan 20, 2012




Günlük koşuşturmalarımız, meşgalelerimiz, bazen nefsanî duygularımız arasında unuttuğumuz nice önemli şey var hayatımızda. Allah'ın Habibi olan, yaratılışımızın gayesini bize öğreten, son peygamber Hz. Muhammed'i anmak gibi. Aslında ümmeti olarak her gün O'nu (sallallahu aleyhi ve sellem) anmak, dilimizi ve gönlümüzü Peygamberimiz'e selam ve salât göndererek renklendirmek, O'nunla irtibatımızı kurmak açısından oldukça önemli. Zira Efendimiz'e salat ü selamda bulunmak O'na karşı duyduğumuz vefanın bir gereği.

'Salâvat' kelimesi 'salât'ın çoğulu olup, tebrik, dua, istiğfar, rahmet gibi anlamlar taşıyor. Resûlullah'a (aleyhissalatu vesselam) salât u selam getirmek ümmetinin sorumluluklarından biri. Çünkü, salât u selamlarla O'nu her anışımız, hem O'nun peygamberliğini bir tebrik hem getirdiği saadet-i ebediye müjdesine karşı bir teşekkür hem de bildirdiği fermanlara itaatimizi ve biatımızı yenilememiz manasına geliyor. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, Efendiler Efendisi'ne salavât getirmek Kur'ân-ı Kerim'de de açıkça emrediliyor: "Allah ve melekleri, Peygamber'e salavât getirirler. Ey Mü'minler! Siz de O'na salât (dua) edin ve samimiyetle selâm verin." (Ahzâb Sûresi, 56) Elmalılı Hamdi Yazır, bu âyetin tefsirini yaparken şu ifadeleri kullanıyor: "Bu ayet gösterir ki Peygamber'e salavât getirmek farzdır. Ancak tekrarına taarruz yoktur. Sahih olan budur ki ismi zikrolundukça vacip olur. Bir Müslüman'a yakışan da O'nun nam-ı celîlinin anıldığı her yerde O'na yürekten salât u selâm göndermektir."

Birçok hadis-i şerifte de Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) salât u selam getirmek tavsiye ediliyor: "Ümmetimden bana salât u selâm gönderene şefaatim vacip olur.", "Ey Peygamber! Ümmetinden sana salât u selâm getirenin on günahını affedeceğim, on hasene vereceğim ve onun makamını on derece yükselteceğim.", "Sana duâ edene ben de rahmet ederim, sana selâm gönderene ben de selâm gönderirim.", "Kim Allah Resûlü'ne salât ü selâm getirirse Allah ve melekleri de ona yetmiş defa salât u selâm getirir.", "Müslümanlardan bana yüz salât ü selâm getirenin günahları affolunur."

Efendimiz'e salât ü selam okumanın hem bir edep hem de İslâmî bir gelenek, O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) adı anıldığında salât göndermenin vacib, namazda salât okumanın Peygamberimiz'in sünneti ve hayatımızda en az bir kere Nebiler Sultanı'na salât ü selam göndermemizin farz olduğu konusunda bütün âlimler ittifak ediyor. Ancak bazı âlimlerde usûl konusunda farklı görüşler mevcut. Örneğin İmam Şafiî ve Ahmed bin Hanbel Hazretleri, namazın son oturuşunda teşehhüd sonrasında salâvat okumanın farz olduğunu, aksi takdirde namazın batıl olacağını ifade ediyor. Bazı âlimlere göre Allah Resûlü'nün adının her anılışında salâvat getirmek, bazılarına göre ise Hz. Peygamber'in adı kaç defa geçerse geçsin bir mecliste sadece bir defa salâvat getirmek vacib.

İslâm tarihi boyunca da bu emir bütün Müslümanlar ve özellikle de hak dostları tarafından titizlikle yerine getirilmiş ve salavât-ı şerîfeler İslâm ümmetinin en temel virdi haline gelmiştir. Günümüzde de her fırsatta Efendimiz'e (aleyhissalâtü vesselâm) salât u selam getirmemiz ona karşı vefamızın gereği. Fethullah Gülen Hocaefendi, Peygamberimiz'i anmanın önemini şöyle dile getiriyor: "Bizler salât u selâm okumakla, Nebiler Sultanı'na ahd ü peymanımızı yenilemiş, ümmeti arasına bizi de dahil etmesi isteği ile kendisine müracaat etmiş oluyoruz. 'Seni andık, Seni düşündük; Allah Teâlâ'ya Senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk' demiş ve "Dahîlek ya Resûlullah! – Bizi de nurlu halkana al ey Allah'ın Resûlü!.." talebimizi tekrar ederek O'nun engin şefkat ve şefaatine sığınmış oluyoruz. Dolayısıyla salât u selama Efendimiz'den daha çok biz muhtaç bulunuyoruz. O'na müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilan etmiş; aczimiz ve fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle melce ve mencâ olarak Resûl-i Ekrem'e dehâlet etmiş, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı halde bulunmuş oluyoruz."

Salât u selam, Efendimiz ve ümmeti arasında bağ kuruyor. Aslında O'na (sallallahu aleyhi ve sellem) salat getirmek bir bakıma kendimize dua etmek anlamını da taşıyor. Çünkü bu sayede hem O'nunla aramızda irtibat kuruyor hem de O'nun vesilesiyle dinî vazifelerimizi yapabilmemiz için Allah'a dua etmiş oluyoruz. Salât u selamın ayrı bir hususiyeti de makbul bir dua olması. Yapılan diğer duaların başında ve sonunda salavat getirilince, iki dua arasında istenilen şeyler makbul oluyor.

Salâvat-ı Şerif okurken kalp ve dilin irtibatına dikkat etmek gerekiyor. Nitekim dudaklarımızdan dökülen her salât ve her selama Efendimiz'in karşılık vereceği düşüncesiyle söylenmesi, bu irtibatı kurmak açısından mühim. Hocaefendi salât getirirken şu mülahazaya dikkat çekiyor: "Bazen, ben de kendimi Ravza-i Tahire'nin, muvâcehenin önündeymişim gibi hissederim. Hayalen o mübârek Merkâd'in önüne varınca, ümîd ve emel heyecanıyla çırpınıp duran yüzlerce âşık ruh arasında, bir-iki kadem ötede Seygili'yle buluşacakmışım gibi bir his ve heyecanla köpürür ve dilimin döndüğü kadarıyla Ona salât u selam okurum. Sonra da O'nun meclisinden sızıp gelecek en mahrem fısıltıları duymaya çalışırım. Merak ederim, acaba ne dedi benim selamıma karşılık? Acaba nasıl mukabelede bulundu? İçimi derin bir merak sarar... Bir şey demiştir mutlaka. Zira, salât u selamın kabul edileceği hususunda şüphe yoktur. Önemli olan onu daha içten, daha gönülden ve derinden söylemektir." Efendimiz'e olan muhabbet ve alâkamızın bir tezahürü olarak her gün O'nu anmamız gerekiyor. Aczine, fakrına, günahına ve kusurlarına rağmen defalarca kendisine dua edip selam gönderen vefalı ve kadirşinas ümmetini, Vefalıların Efendisi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) yalnız bırakmayacağını umuyoruz.

You Might Also Like

0 Yorum

Gülefendim'i İzle !

Mail İle Abonelik