Öne Çıkan Yayın

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI

Hz. Muhammed (SAV), 20 Nisan 571 yılında Mekke’de doğdu. Annesinin adı Amine, Babasının adı Abdullah. Babası Abdullah, O daha doğmadan önce...

İBADET

GÖZÜMÜN NURU NAMAZ

Cuma, Şubat 05, 2010






GÖZÜMÜN NURU NAMAZ
Başta Rasulullah olmak üzere ilk Müslümanların İslam'ın ilk günlerinden itibaren namaz kılmış olmaları İslam'ın hiçbir zaman sadece inançla ilgili bazı esasları kapsayan bir din olmadığını gösterir.


"Mü'minler o kimselerdir ki, namazı gerektiği gibi kılarlar." (Enfal/3)

"(Cehennem görevlileri) suçlulara sorarlar; ‘Sizi bu yakıcı ateşe ne sürükledi?' (Onlar da) derler ki; ‘Biz namaz kılanlardan değildik..." (Müddessir/41-43)

Kur'an, salih mü'minlerin ilk vasfını "namazı dosdoğru kılanlar" (A'raf 7/170) olarak tanımlar. "İman eden kullarıma söyle: Namazı kılsınlar" (İbrahim14/31) gibi ayetlerde ise namaz, imanın ilk göstergesi sayılır.

Namaz -son şekliyle olmasa da- peygamberliğin ilk günlerinde emredilmişti. Cebrail'in Efendimize söz olarak ilk getirdiği Alak suresinin başından beş ayeti; davranış/amel olarak ilk öğrettiği ise abdest alıp namaz kılmak olmuştu. Başta Rasulullah olmak üzere ilk Müslümanların İslam'ın ilk günlerinden itibaren namaz kılmış olmaları İslam'ın hiçbir zaman sadece inançla ilgili bazı esasları kapsayan bir din olmadığını gösterir.

Namaz önemlidir; olmazsa olmaz bir ibadettir. Çünkü Allah'ın birliğine inanmanın ve O'nun kulluğunu itiraf etmenin eyleme dönüşmesini temsil etmektedir. Davranışlarla gösterilmeyen bir duygu ve bilinç halinin yaşanmamış sayılacağını ve zamanla zayıflayıp sonunda da silinip gideceğini haber veriyor insan davranışları üzerine çalışan bilim adamları. Dolayısıyla Allah'a iman ve bağlılığımızı göstermek demek olan namazın hayatımızın orta yerine dikilmesine inancımızın sürekliliğini korumak adına şiddetle ihtiyacımız var. (bkz: Kur'an'da namazdan yüzlerce yerde ikame-i salat = "bir şeyi kaldırıp dikmek, düzeltip doğrultmak, dosdoğru yapmak, özenle ve şartlarına riayet ederek uygulamak, devamlı ve itibarlı hale getirmek" olarak bahsedilmesi)

Namazı ikame etmek, idame ile; onu sürekli, kesintisiz, devamlı kılmakla mümkündür. "Onlar namazlarında devamlıdırlar" (Me'aric 70/23). Rabbimizin namazla murat ettiği faydaların ortaya çıkması ve bunların bir ömür boyu kulun hayatını süslemesi için namaza aralıksız devam etmek şarttır. "...Nice adamlar vardır ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz..." (Nur 24/37)

Önemi nedeniyle bizzat Rasulullah tarafından ‘dinin direği' olarak nitelendirilmiştir. Efendimiz namazın iman ile şirki/küfrü, müminlerle münafıkları birbirinden ayıran bir ibadet olduğunu bildirmiştir. Namazın terkinin imandan uzaklaşmaya ve hatta Karun'la, Firavunla benzeşmeye gidişin sebebi olabileceğine dikkat çekmiştir.

Namaz insanın ruhunu yıkar, kalbini saf, arı ve pak bir hale getirir. Beş vakit namaz kılan bir kimse günde beş kere ruhunu temizlemiş, kalbini kötülükten arındırmış olur.

Namaz aynı zamanda, günlük hayatın bizi sürekli işgal eden meşgalelerine kendi bilinçli kararımızla bir mola verebilme iradesini gösterebilmek olduğu içindir ki kişisel tekamülümüz açısından da gözümüzün nuru mesabesindedir. Bir hadiste "Evinizin önünde akan bir nehir olsa da günde beş defa bu nehirde yıkansanız, üzerinizde kirden pastan hiç eser kalır mı? İşte beş vakit namaz da böyledir, günahları siler süpürür" buyrulmuştur. Yani namaz insanın ruhunu yıkar, kalbini saf, arı ve pak bir hale getirir. Beş vakit namaz kılan bir kimse günde beş kere ruhunu temizlemiş, kalbini kötülükten arındırmış olur. Tam bu noktada aklımıza namaz kıldığı halde kişilik ve ahlakından pek de hoşnut kalamadığımız insanlar gelir. Madem namaz insanı ahlaki olarak bu kadar yüceltiyor nasıl oluyor da bu insanlara bir faydası olmuyor diye düşünmeden edemeyiz. Burada soruyu doğru sormadığımız için bu çelişkinin bizi rahatsız ettiğini düşünüyorum. Doğru soru şu olmalı: "Bu insanlar bir de namaz kılmasalar neler yaparlardı?" Çünkü biz biliyoruz ki her ne şekilde olursa olsun ibadete devam etmek insanın manevi gelişimine katkıda bulunur. Bizler birbirimizin -hatta çoğu zaman kendimizin de- ruhi gelişiminin başlangıçtaki düzeyini, ne kadar mesafe aldığını ve içinde potansiyel olarak taşıdıklarını göremediğimiz için namazın bizi nelerden koruduğunu da göremiyor olabiliriz. Ama şuna eminiz ki kıldığımız her namaz bizim ona gösterdiğimiz özen ve bilinç miktarınca bizi arındırır.

Temizlik en büyük ibadet olan namazın asla vazgeçilmeyen bir şartıdır. İslam'da temizlik; biri beden, diğeri ruh temizliği olmak üzere iki türlüdür. Beden, elbise, mesken ve çevre temizliği imandandır ve din temizlik üzerine kuruludur. Dinimizce maddi temizlik ibadetlerin zorunlu bir şartı olduğu içindir ki namazdan evvel bedenimizin ve namaz kılacağımız yerin dinen pis sayılan şeylerden temizlenmesi farz kılınmış ve taharetsiz yapılan ibadetler makbul ve muteber sayılmamıştır.

Maddi ve hakiki temizliğe ilaveten İslam'da bir de hükmi ve sembolik temizlik olan "hadesten taharet" vardır. Namazdan önce abdest almak, cünüplükten sonra gusül denen boy abdestini almak bu guruptandır. Abdestsiz veya cünüp kişi bedenen temiz olsa bile manevi açıdan temiz sayılmaz. Onun için bu haliyle Allah'ın huzuruna çıkamaz, namaz kılamaz. İlahi huzura kabul edilmesi için sembolik bir temizlik yapmak zorundadır. İşte bu yüzden abdest sadece basit bir el-yüz yıkama işlemi değildir. Maddi-manevi arınmayı içerir. Abdest için su bulamayanların toprakla teyemmüm alması (Nisa 4/53) amacın sadece maddi değil, aynı zamanda manevi temizlik olduğunun bir delilidir.

Namaz günlük yaşantının değişmez temel unsurudur. Günler namazla programlanır. Gün içinde beş ayrı zamanda Allah'ın yüceliğini ilan ederek başlanan namazın içinde tekrar tekrar ‘Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isterim' (Fatiha/4) diyerek bütün bir gün Allah'ın huzurunda olmanın bilinci ile geçirilir. Allahuekber diyerek bütün dünyevi kaygılarını ve maddi hususları elinin tersiyle arkaya atıp Mevlasının huzuruna çıkan insan, namazda olduğu kadar hiçbir zaman Allah'a yakın olamaz. Onun için namaz müminin miracıdır. (Namazın sonunda okunan tahıyyat'ın mi'rac esnasında Hazreti Peygamber'in Rabbi ile selamlaşmasının ve meleklerin bu selamlaşmaya heyecanla katılışının bir anısı olması da bu açıdan manidardır.)

Namaz, Allah'ı tekbir etmek, tesbih ve tazim eylemek; O'na hamd etmek, şükür ve senada bulunmak; O'ndan yardım dilemek, günahlar için tevbe ve istiğfar etmek; dua etmek, niyazda bulunmak, yalvarmak, tevazu, huşu, zikir, tefekkür etmek gibi bütün kulluk şekillerini içinde toplayan bir ibadettir.

Namaz duanın sistemleşmiş ve yoğunlaşmış halidir

Allah'ı tekbir etmek, tesbih ve tazim eylemek; O'na hamd etmek, şükür ve senada bulunmak; O'ndan yardım dilemek, günahlar için tevbe ve istiğfar etmek; dua etmek, niyazda bulunmak, yalvarmak, tevazu, huşu, zikir, tefekkür etmek gibi bütün kulluk şekillerini içinde toplayan bir ibadettir. Namazda yapılan kıyam, rüku ve secde gibi hareketler bütün yaratıkların ibadet şekillerini içerdiği gibi aynı zamanda İslam'da var olan bütün ibadet şekillerini de temsili olarak bünyesinde toplar.

En küçüğünden en büyüğüne kadar evrendeki bütün mahlukat kendi yaratılışlarında öngörülen şekilde Allah'ı zikrederler. Bunu maddenin en küçük biriminden en büyük galaksilere kadar bütün varlıkların katıldığı bir koro gibi düşündüğümüzde günlük hayatın bedeni ve maddi ihtiyaçlarının bizi sürüklemesine her ara verip namaza durduğumuzda bu koroya katıldığımızı hissedebiliriz. İşte bu duyguyu her yakalayışımızda namaz bizim için zoraki bir sorumluluk olmaktan çıkarak zevke dönüşür. Namazın evrenselliği namaz vakitlerinin dünyanın güneş etrafında dönüşüne göre düzenlenmesinden dolayı yerkürede her an için bir yörede namaz vaktinin girmesi ve her an yeniden huzura durup secdeye kapananların olması ile de hissedilebilir. Yine namaz kılmak için özel bir mekana ve özel bir din görevlisine ihtiyaç olmaması, namazın temiz olan her yerde ve bireysel olarak da eda edilebilmesi onun evrenselliğini ifade eder.

Namaz sadece bireyin içsel süreçlerini etkileyen bir ibadet değildir. Aksine en yakın çevresinden başlayarak bütün ilişkilerini ve hayata bakışını belirlemede en önemli kıstastır. İnsanlarla olan ilişkilerin yönünü ve biçimini tayin etmede namaz ölçü işlevini üstlenir. ‘Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun elçisi ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rükua varan müminlerdir' (Maide/44).

Namaz esas olarak Allah'ın huzurunda kalbin huşu (tam bir saygı ve boyun eğiş) ile dolması, dilin Allah'ı anması ve bedenin de O'na azami derecede hürmet etmesinden ibarettir. Kalpte huşu ve bedende tazim hissi olmaksızın kılınan namaz suret ve şekil olarak namaz ise de hakiki anlamı itibariyle namaz değildir. Bu nedenle bir hadiste ‘Nice namaz kılanlar vardır ki, kıldıkları namazdan ellerine geçen sadece yorgunluk ve zahmettir' buyrulmuştur.

Kur'an'da namaza ‘zikir' yani ‘hatırlama' denilmiştir. Bir kimse namazda Allah'ı ne kadar hatırlarsa, onun kıldığı hakiki namaz o kadardır. Bir kimse namazın içinde bir an bile Allah'ın huzurunda olduğunun bilincini yakalayabilse bu o kişi için büyük bir başarıdır. Bu anın başlangıç tekbirinde yakalanması daha uygun olur. Bu anın fazilet ve meziyeti namazın tümüne sirayet ederek onu kendi özelliğine ve niteliğine çevirecek bir maya vazifesi görebilir.

Namaz kılınan yere "mihrab" denmesi namazın nefis ve şeytanla yapılan bir savaş olduğunu ifade eder. Bu durumda "mihrabın hakkını vermek" de onlara galebe etmek manasına gelir.

Namaz belli vakitlerde ifa edilecek şekilde farz kılınmış (Nisa 47103) olmasına rağmen Kur'an-ı kerim, farz namazların sayısını, rekat sayılarını açıkça beyan etmemiş, namaz vakitlerine de kısaca değinmiştir. Diğer pek çok dini tatbikatta olduğu gibi burada da detaylar Efendimiz'in ilahi eğitime dayanan tatbikatına bırakılmıştır.

İslam dini toplumun birlik ve beraberliğine büyük önem verir. Bunu temin etmek için de namazın cemaatle kılınması ve bu cemaatin toplanma yerleri olan camiler özel bir ehemmiyet taşırlar. İslam'da Müslümanların günlük namazları günde beş defa camilerde toplanarak eda etmeleri teşvik edilmiş, haftada bir sadece cemaat halinde kılınan Cuma namazı farz, bayram günleri senede iki defa toplanmaları vacip kılınmış, keza her sene bütün dünya Müslümanlarının bir kere Mekke'de toplanmaları mecburi kılmıştır. Her namazda dünyanın neresinde olursak olalım yönümüzü Kabe'ye çevirmemiz de bu evrensel birlik duygusunun teyididir. Cemaatle kılınan namaza bir imamın önderlik etmesi, cemaatin seçilen imama tabi olmaları, safların düzgün ve dosdoğru tutulması, ortaklaşa yapılan hareketlerin tam bir disiplin dâhilinde tertibe ve nizama harfiyen sadık kalınarak icra edilmesi hem ruhi hem de içtimai bakımdan önem taşır. Zengin-fakir, amir-memur, kuvvetli-zayıf, ihtiyar-genç ayırımı yapılmadan herkesin sadece camiye gelişteki önceliğine göre saflarda eşit olarak yer alması, Müslüman toplumu, insanların Allah'ın kulları olarak eşitliğini benimsemeleri için zihnen hazır hale getirir.

You Might Also Like

0 Yorum

Gülefendim'i İzle !

Mail İle Abonelik