31 Ekim 2008 Cuma
ISLAM = SICHERHEIT UND VERTRAUEN

ISLAM = SICHERHEIT UND VERTRAUEN
Wenn - wie zuletzt oft geschehen - Islam und Terrorismus auf eine Stufe gestellt werden, dann ist das sehr traurig. Denn die Fundamente des Islam basieren auf Frieden, Sicherheit und Vertrauen. Der Islam ist eine Religion der Toleranz und der Barmherzigkeit und bietet keinen Platz für unmenschliche Verbrechen, Attentate und andere Grausamkeiten.
Ein Grund für das negative Image des Islam ist, dass der Begriff ,Dschihad' zumeist nur unzureichend mit "Heiliger Krieg" übersetzt wird. Dschihad ist ein arabisches Wort, das ursprünglich mit ,sich bemühen', oder ,Anstrengungen unternehmen, um Not und Entbehrungen zu bewältigen' übersetzt wurde. Mit dem Islam erlangte es die Bedeutung ,sich auf dem Wege Gottes bemühen'. Der Dschihad stellt für den Gläubigen eine besondere Pflicht dar. Gerade weil er so wichtig ist, werden im Koran die Begriffe ,Dschihad' und ,Islam' praktisch gleichgesetzt.
Den Aussprüchen des Propheten zufolge hat der Dschihad zwei Seiten: Der größere Dschihad steht für den Kampf des Menschen gegen seine sinnliche Seele, fleischliche Gelüste und schlechte Neigungen.
Der kleinere Dschihad, der gewöhnlich als Kampf auf dem Wege Gottes verstanden wird, bezieht sich auf jede Handlung des Menschen, die um der Sache Gottes willen getätigt wird. Ob man spricht oder schweigt, lächelt oder ein griesgrämiges Gesicht macht, sich an einem Treffen beteiligt oder diesem fernbleibt - jede Handlung, die von Individuen oder Gemeinschaften getätigt wird, um das Los der Menschheit zu verbessern, wird als kleinerer Dschihad betrachtet. Dieser kleinere Dschihad beinhaltet auch die Ermutigung anderer, das gleiche Ziel - das Los der Menschheit zu verbessern - zu verfolgen. Einer von vielen Aspekten des kleineren Dschihads ist der Kampf auf dem Schlachtfeld.
Die Aufforderung zum Kampf, zum physischem Dschihad gegen die Ungläubigen, die von einigen extremistischen Gruppierungen so gern zitiert wird, bezog sich aber auf eine konkrete historische Situation, in der die Ungläubigen einen Feldzug gegen die Gläubigen führten, der zum Ziel hatte, die Religion zu vernichten. Der Befehl, in diesem Fall gegen die Ungläubigen zu kämpfen, diente der Selbstverteidigung und bezweckte, eine moralische Grundhaltung zu etablieren, die das Recht auf Religionsfreiheit untermauern und auf die ganze Bevölkerung ausdehnen sollte. Genau so versteht der Islam das Prinzip Es sei kein Zwang im Glauben. (2:256), genau so hat er es praktiziert.
Der Islam lehnt Zwang und Gewalt als ein Mittel zur Durchsetzung seiner Riten und Verpflichtungen ab - bei Muslimen wie auch bei Nicht-Muslimen. Auch einen Nicht-Gläubigen zum Glauben zu zwingen, wird vom Islam grundsätzlich missbilligt.
Der kleinere Dschihad umfasst nur dann auch den aktiven Kampf, wenn der Verteidigungsfall gegeben, d.h., wenn der Islam in einem bestimmten Fall konkret bedroht ist. Wann genau dieser Fall vorliegt, wird im islamischen Recht definiert, das grundlegende Rechte (usul) aufzeigt, die mit elementaren Pflichten für jeden Muslim verknüpft sind. Sekundäre Pflichten (furu) bauen auf dieses grundlegende Recht auf und schränken es nicht ein. Eine Be-schneidung der individuellen Rechte ist nicht vorgesehen. Das Recht auf Leben steht im Islam immer an erster Stelle.
Viele, die behaupten im Namen des Islam zu handeln, besitzen keine fundierten Kenntnisse über die verschiedenen Abstufungen im islamischen Recht. Sie deuten den Begriff ,Dschihad' einseitig als physischen Kampf und verbreiten so Hass, Terror und Angst.
Ihre Fehleinschätzungen und ihr Unwissen sind aber nicht dem Islam anzulasten. Die Religion des Islam darf nicht für terroristische Gewalttaten verantwortlich gemacht werden. Außerdem wäre es völlig falsch, den Anhängern dieser Religion pauschal Gewaltbereitschaft zu unterstellen. Das Herz eines wahren Muslims ist stets von Liebe und Mitgefühl gegenüber der gesamten Schöpfung.
O Allah! In der heutigen Zeit, in der Hass und Verbitterung wie Schichten der Finsternis in die Herzen der Menschen eingezogen sind, nehmen wir Zuflucht zu Deiner unendlichen Liebe und bitten inständig an Deiner Tür, dass Du die Herzen Deiner boshaften und mit-leidlosen Diener mit Liebe und menschlichen Gefühlen füllst!
GiZLi iBADET ZAMANLARI
.jpg)
GiZLi iBADET ZAMANLARI
İlk müslümanlar, Kureyş'in Hazret-i Muhammed'in dinine girenlere karşı ne derin bir düşmanlık beslediğini bildikleri için, dinlerini gizli tutmak, ibadetlerini gizli yapmak zorunda idiler. Namaz kılacakları zaman bir dağ geçidine çekilip orada ibadetlerini ifa ediyorlardı. Bu hal üç sene kadar böyle devam etmiştir.
İbn-i Esir'in tarihinde nakline göre, Resul-i Ekrem Efendimiz, öğle ibadetini Harem-i şerifte ifa edebiliyordu. Fakat ekseri ibadetlerini O da, dağ geçidi gibi tenha bir yere çekilip orada yapardı. Bir defa Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ali bir vadide ibadet ederken ikisini Ebu Talib görmüş, onların ibadet tarzlarına hayret ederek,hangi dine salik olduklarını sormuş, Hazret-i İbrahim'in din-i Hanifi üzere olduklarını söylemişti. Ebu Talib:
" Ben gerçi bu dine salik değilim, fakat sizi de o dine süluktan men etmem " demişti.
iSLAM'A DAVET

iSLAM'A DAVET
Fazilet Yarışına Davet:
Kureyş ahlaksızlık denizinde yüzüyordu. Aralarında en ileri gelenler bile her çeşit ahlaksızlığı yapmaktan kaçınmıyordu. Hırsızlık yapıyorlar, yalan söylüyorlar, laf taşıyorlar, arabozuculuk yapıyorlar, zulüm ve haksızlık yapıyorlardı. Peygamberimiz ise bu ahlaksızlık deryasında boğulmak üzere olan azgınlara karşı fazilet mücadelesini başlatmış oluyordu. Ebu Cehil gibileri Peygamberimizi davasından döndürmek istiyorlardı, ama Hak Teala, Hz.Muhammed (s.a.v.) 'in yardımına yetişiyordu. Hak Teala Ebu Cehil hakkında "... (Peygamberi namazdan alıkoymak isteyen kafir Ebu Cehil, teşebbüs ve düşüncelerinden) vazgeçsin. Celalim hakkı için eğer (aklını başına alıp) vazgeçmezse onu alnından, yalan ve hata bulaşmış alnından (saçından perçeminden) tutup cehennem ateşine çekeriz... " diyordu. Düşmanlar Hz.Peygamber'e büyücü, şair, sihirbaz " gibi iftiralarla saldırıyorlardı. Ama O Yüce Peygamber fazileti, doğruluğu, iyi ve güzel olanı anlatmaktan vazgeçmiyordu.
Kureyş'in Ebu Talib'e Şikayetleri
Puta tapıcılar Peygamber Efendimize ellerinden gelen her kötülüğü yapmışlar. İşkence etmişler, iftirada bulunmuşlar, hükümdarlık ve zenginlik teklif etmişler ama O'nu davasından vazgeçirememişlerdi. Nihayet Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Utbe b. Rebia gibi müşriklerin elebaşlarından oluşan kalabalık bir grup Ebu Talib'e giderek " Muhammed ilahlarımıza hakaret ediyor, atalarımızın sapıklık içinde yaşadıklarını söylüyor, bize ahmak diyor. O halde ya O'nun tarafına geç veya O'nu himayenden vazgeç de aramızdaki meseleyi halledelim " diye şikayette bulundular. Ebu Talib, yeğeni Muahmmed (s.a.v.) 'e durumu aktardığında Hz.Peygamber (s.a.v.)şöyle buyurmuştu:
" - Ey amcacığım! Bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler bile Allah Teala bu dini üstün kılıncaya veya ben bu uğurda ölünceye kadar vazgeçmeyeceğim. "
Bu cevabı dinleyen Ebu Talib: " Gel ey kardeşimin oğlu!Git istediğini söyle! Allah'a yemin ederim ki seni asla onlara teslim etmem. " demek suretiyle Hz.Peygamber'e cesaret vermeye devam edeceğini bildirmişti.
İlahi Vazifeye Devam
Her türlü yıldırma ve sindirme çabaları karşısında Hz.Muhammed (s.a.v.) yılmadan ilahi vazifeyi ifaya devam ediyordu. Hz.Peygamber ilahi vahiy ışığında tebliğ vazifesini korkusuzca ama akıllıca ve planlı programlı bir şekilde yürütüyordu. O, üzerine düşeni hakkıyla yürütüyordu.İ nsanların İslam'a girmesi veya girmemesi Cenab-ı Allah'ın takdirine bağlıydı. Nitekim İlahi vazifenin hakkıyla yürütülmesi neticesinde her türlü zulme rağmen müslümanlar gün be gün çoğalıyorlardı.
Hz.Ömer'in Müslüman Oluşu
İslam düşmanlarının müslümanları ezme çabaları her gün değişik olaylarla gündeme geliyordu. Bir gün Peygamberimiz'e Ka'be avlusunda din düşmanları tarafından hakaret edildi. Bu durum Hamza'ya anlatıldığında yeğenine yapılan hakaretten duygulanan Hz.Hamza, Ebu Cehil'i dövmekle yetinmeyip aynı zamanda İslam'a giren 39. müslüman oluyordu. Tarih M.615 yılıydı. Bundan sonra Darünnedve'de toplanan müşriklerin elebaşları, Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Ve bu işle Ömer b.el-Hattab'ı görevlendirdiler. Ömer hışımla yola koyuldu, O cesur, korkusuz bir pehlivandı, kahramandı. Yolda giderken Nuaym'dan, eniştesi Said ile kız kardeşi Fatıma'nın da müslüman olduğunu öğrendi. Bunun üzerine hedef değiştirdi. Önce akrabalarıyla görüşmeli ve onlara gerekli dersi vermeliydi. Eve yaklaştığında içerden Kur'an sesleri geliyordu. Ömer'in, kapıyı hiddetle sarstığı anlaşılınca içerdekiler Kur'an sayfalarını sakladılar. Ömer içeri girer girmez hışımla yumruğunu eniştesine vurdu ve onu yere düşürdü, Fatıma araya girmek istediyse de o da kendisinin kan-revan içinde yerde buldu. Ancak yerden doğrularak "Ey Ömer!Allah'tan kork! Ben ve enişten müslüman olduk, saadete eriştik, ne yaparsan yap, müslümanlıktan vazgeçmeyeceğiz... " diyerek haykırınca Ömer birden bire şaşırdı ve imandan kaynaklanan bu içten haykırışın önünde inceldi, eridi, yumuşadı, okunanları istedi, getirdiler ve okudu okudu... Nihayet müslüman olmaya karar verdi. Müslümanların topluca bulunduğu Erkam'ın evine gitti. Ömer'in gelişinden telaşlanan müslümanları Hz.Hamza; " İyi niyetle gelmişse ne ala, aksi halde kendisi bilir. " diyerek sakinleştiriyordu. Hz.Peygamber ise " Bırakınız, Ömer gelsin " diyordu. Ömer geldi, Allah Resulu'nün önünde gözleri yaşararak diz çöktü ve şehadet getirerek müslüman oldu. Efendimiz büyük bir şükür duygusuyla; " Allahu Ekber! " demiş bütün müslümanlar da tekbir getirince adeta yer gök tekbir sesleriyle inlemişti.
Kabe'de Aşikare İbadet
Müşriklerin elebaşları Darünnedve'de Ömer'in öldürme haberini bekliyorlardı. Halbuki Allah'ın lutfuyla Ömer müslüman olmuştu. Artık O saygı değer bir müslümandı. İsteği üzerüne en önde Hz.Peygamber olmak üzere kırk müslüman Ka'be'ye giderek namaz kıldılar. Hz.Ömer bir kere daha şehadet getirerek müşriklere karşı, " Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin ki, ben Hattab oğlu Ömer'im. " diye haykırdı. Böylece ilk defa İslam Tarihinde Kabe'de toplu olarak açıkca namaz kılınmış oldu.
24 Ekim 2008 Cuma
iNSANOĞLUNUN iBADET iHTiYACI

iNSANOĞLUNUN iBADET iHTiYACI
İnsan, yaşayabilmesi için bir çok nimetlerden yararlanmak zorundadır. Allah'ın nimetlerinden faydalanmadan canlılığını sürdüren hiçbir varlık yoktur. Bu sebeple bir nimete teşekkür gerekir. Allah'ın vermiş olduğu nimetlerin teşekkürü de ibadettir. Nimetlere teşekkür etmemek nankörlüktür.
İnsanın yaratılış gayesi, Allah'a kulluktur. Kur'an-ı Kerim'de; " Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. " buyurulmaktadır. Diğer bir ayette; " Amelce hanginiz daha güzel diye sizi imtihan etmek için hem ölümü hem hayatı icad eden O'dur. " buyurulmaktadır.
Bir mücadeleden ibaret olan hayatta insan zaman zaman ruhi bunlaımlar geçirir. Psikolojik olarak sıkıntı çekebilir. Böyle anlarda bir teselliye ihtiyacı vardır. Teselliyi ancak Yaratanına kulluk etmekte bulur.
İnsan için en doğru olan, yaratılışına uygun hareket etmektir. Yaratılış gayesinin özü ibadettir. En doğruyu yapmak için ibadet etmeye muhtacız.
İnsanın yaratılış gayesi, Allah'a kulluktur. Kur'an-ı Kerim'de; " Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. " buyurulmaktadır. Diğer bir ayette; " Amelce hanginiz daha güzel diye sizi imtihan etmek için hem ölümü hem hayatı icad eden O'dur. " buyurulmaktadır.
Bir mücadeleden ibaret olan hayatta insan zaman zaman ruhi bunlaımlar geçirir. Psikolojik olarak sıkıntı çekebilir. Böyle anlarda bir teselliye ihtiyacı vardır. Teselliyi ancak Yaratanına kulluk etmekte bulur.
İnsan için en doğru olan, yaratılışına uygun hareket etmektir. Yaratılış gayesinin özü ibadettir. En doğruyu yapmak için ibadet etmeye muhtacız.
23 Ekim 2008 Perşembe
THE PROPHET (SAAS) WARNED AGAINST IDOLATRY

THE PROPHET (SAAS) WARNED AGAINST IDOLATRY
One of the most important errors that the Prophet (saas) has warned against is associating partners with Allah (shirk). As can be seen from the verses of the Qur'an, the Prophet (saas) always told people that Allah is the only god, that nothing had any power apart from Allah, and warned them against idolatry. He was commanded to do this in many verses, some of which read:
Say: "This is my way. I call to Allah with inner sight, I and all who follow me. Glory be to Allah! I am not one of the idolators!" (Surah Yusuf: 108)
Say: "I call only upon my Lord and do not associate anyone else with Him." Say: "I possess no power to do you harm or to guide you right." Say: "No one can protect me from Allah [if I should disobey] and I will never find any refuge apart from Him." (Surat al-Jinn: 20-22)
Say: "I am commanded to worship Allah, making my religion sincerely His. And I am commanded to be the first of the Muslims." Say: "I fear, were I to disobey my Lord, the punishment of a terrible day."
Say: "It is Allah I worship, making my religion sincerely His, so worship anything you will apart from Him!"
Say: "The real losers are those who lose themselves and their families on the Day of Rising." Is not that clear loss? (Surat az-Zumar: 11-15)
The Prophet (saas), who reminded his people that Allah was the only god, also told them that nothing they might set up alongside Allah could ever create anything nor had it any power to harm or benefit any. The verses regarding this are as follows:
Say: "Call on those you make claims for apart from Him. They possess no power to remove any harm from you or to change anything." (Surat al-Isra': 56)
Say: "Have you thought about those you call upon apart from Allah? Show me what they have created on the earth. Or do they have a partnership in the heavens? Produce a Book for me before this one or a shred of knowledge if you are telling the truth." (Surat al-Ahqaf: 4)
Say: "Call on those you make claims for besides Allah. They have no power over even the smallest particle, either in the heavens or in the earth. They have no share in them. He has no need of their support." (Surah Saba': 22)
Most people believe in Allah but are unable to appreciate His power and greatness, fail to comprehend that He is their only friend and helper, and wrongly believe that things other than Allah can be of assistance to them. The Prophet (saas) explained these truths to his people and attempted to free them from idolatry. He is commanded in the verses:
If you ask them, "Who created the heavens and the earth?" They will say, "Allah." Say: "So what do you think? If Allah desires harm for me, can those you call upon besides Allah remove His harm? Or if He desires mercy for me, can they withhold His mercy?"
Say: "Allah is enough for me. All those who truly trust put their trust in Him." (Surat az-Zumar: 38)
Say: "Who is going to shield you from Allah if He desires evil for you or desires mercy for you?" They will find no one to protect or help them besides Allah. (Surat al-Ahzab: 17)
Allah created man, and is his only friend and helper. Yet, people who have no fear of Him refuse to accept that. Only in times of difficulty, when something happens to clearly show them how helpless they are, do they understand that only Allah can help them. The Prophet (saas) also reminded people of that same fact. He said that in times of trouble or loss people have no other helper than Allah. The Prophet (saas) is called upon to remind people of that in the Qur'an:
Say: "What do you think? If Allah's punishment were to come upon you or the Hour, would you call on other than Allah if you are being truthful?" It is Him you call on and, if He wills, He will deliver you from whatever it was that made you call on Him; and you will forget what you associated with Him. (Surat al-An'am: 40-41)
Believers who remember that truth emphasized by the Prophet (saas) know, without having to experience such difficulties, that only Allah can ever help them, and that only He has the power to lift their troubles and burdens. In the Qur'an, Allah says:
Say: "Who rescues you from the darkness of the land and sea? You call on Him humbly and secretly: 'If you rescue us from this, we will truly be among the thankful.'"
Say: "Allah rescues you from it, and from every plight. Then you associate others with Him." (Surat al-An'am: 63-64)
The Prophet (saas) has warned all Muslims against idolatry in the hadiths:
"The most severe sin is to associate partners with Allah (known as shirk), while He has created you."
He also stressed what a great hidden danger idolatry is:
"Should I not inform you of that which I fear for you even more than the dangers of Dajjal? It is the hidden idolatry: A person stands to pray and he beautifies his prayer because he sees the people looking at him."
"Idolatry is more hidden in my Ummah than the creeping of ants across a great smooth stone on a black night..."
Elsewhere, the Prophet (saas) stated that not associating others with Allah is both the proof as well as the necessary condition of faith:
"Whoever meets Allah, without associating partners with Him, will enter Paradise."
PEYGAMBERiMiZ'iN (SAV) TEBLiĞ MEKTUPLARI

PEYGAMBERiMiZ (SAV)'iN TEBLİĞ MEKTUPLARI
Hz. Muhammed (sav)'in çeşitli ülkelerin krallarına ve bazı eyaletlerin valilerine yazdığı tebliğ mektuplarından bir kısmının orijinalleri günümüze kadar muhafaza edilmiştir. Hükümdarların ve halklarının en güzel ve hikmetli şekilde hak dini yaşamaya davet edildiği bu mektuplar, Peygamber Efendimiz (sav)'in üstün ahlakının, bağışlayıcılığının, hoşgörüsünün ve tebliğ gücünün tarihi örneklerindendir.
Yüce Allah’ın, Kuran-ı Kerim’de “Alemlere Rahmet” olduğunu bildirdiği Peygamber Efendimiz (sav), kendisine bu şerefli görev vahyedildiği ilk andan yaşamını yitirdiği ana kadar Rabbimiz’in dinini tebliğ etmiştir. Hz. Muhammed (sav)’in bu tebliğleri sırasında izlediği yöntemlerden en etkili olanlardan biri ise şüphesiz çeşitli ülkelerin hükümdarlarına yolladığı mektuplar olmuştur. Bu mektuplardaki hikmetli, etkileyici ve ılımlı üslup, pek çok kişinin hak din İslam’ı tanıyıp kabul etmelerine vesile olmuştur. Kuşkusuz Peygamberimiz (sav)’in tebliğindeki bu hikmetli üslup tüm Müslümanlar için bir örnektir.
Hz. Muhammed (sav) gönderdiği mektuplarda toplulukların liderlerine, öncelikli olarak Yüce Allah’ın tek İlah olduğunu ve asla ortağı olmadığını tebliğ etmiştir. Bununla birlikte Peygamberimiz (sav) mektuplarında uzlaştırıcı, davetçi ve Allah’ın koruması altında olduğunu bildirmiştir.
Mektup yolladığı her hükümdarı İslam’a çağıran Peygamberimiz (sav), eğer Müslüman olurlarsa ve topluluklarına da bunu ulaştırırlarsa Allah Katında sevaplarının çok büyük olacağı müjdesini vermiştir. Ayrıca itaat edip tebliği kabul ederlerse iktidarlarını koruyacaklarını, kabul etmezlerse de lideri oldukları topluluğun sorumluluğunu taşıyacakları ve dünyada da iktidarlarının kalmayacağını vurgulamıştır. (Harun Yahya, Hazreti Muhammet)
Kutlu Peygamberimiz (sav), Hıristiyanlara yazdığı tebliğ mektuplarında hep Kuran ayetlerini aktarmış, Kuran’da Allah’ın emrettiği, Ehl-i Kitap ile olması gereken ilişkileri ve diyalogları da emredilen şekilde yerine getirmiştir. Yüce Rabbimiz, Kuran’da Müslümanların, Ehl-i Kitap ile aralarında olması gereken ilişkiyi şöyle bildirir:
“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
Habeşistan Necaşisi’ne Gönderilen Mektup…
Hz. Muhammed (sav)'in Habeşistan Kralı Ashama’ya hitaben yazmış olduğu mektup, Müslümanların Hıristiyanlara bakış açısını göstermesi açısından son derece önemlidir. Ashama, Hz. Muhammed (sav)'in mektubunun ve Müslüman elçilerle yaptığı konuşmaların sonrasında, ülkesine sığınan Müslümanları koruyan bir politika izlemiştir. Peygamberimiz (sav), mektupta şöyle buyurmuştur:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Allah Rasulü Muhammed’den Habeş Necaşisi Ashama’ya.Kendisi'nden başka İlah bulunmayan gerçek Hükümdar, Mukaddes, Selam, Koruyucu, Kurtarıcı olan Allah’ın övgüsünü sana iletirim. Tasdik edip şehadet ederim ki; Meryem oğlu İsa Allah’ın Ruhu ve Kelimesi’dir. Kendisine dokunulmamış Meryem’e nasib edilmiştir. Böylece Meryem İsa’ya hamile kalmış, Allah Teala da Ruh ve Nefesi’nden olmak üzere Adem’i nasıl yarattıysa onu da öylece yaratmıştır. Seni Tek olan ve Eşi bulunmayan Allah’a çağırıyorum. O’na itaat konusunda karşılıklı yardıma çağırıyorum. Beni takib et, bana uy ve bana gelen şeye iman et. Muhakkak ki ben, Allah’ın Resuluyüm. Bu nedenle seni ve etrafında bulunan askerlerini Allah’a iman etmeye davet ediyorum. Nasihat ve sözlerim size ulaşınca kabul etmenizi tavsiye ederim. Amca tarafından yeğenim olan Cafer’i yanında az sayıda Müslüman grubuyla beraber sana doğru yola çıkarıyorum. Selam gerçek hidayet yolu üzerinde bulunanlara olsun.
Peygamberimiz (sav)’in Mısır'da Mukavkıs'a Gönderdiği Mektup…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Allah’ın kulu ve Resulü Muhammed’den, Kıbtilerin Büyüğü Mukavkıs’a. Allah’ın Selamı; hidayet yoluna girmiş bulunanların üzerine olsun. Buna göre Ben, Seni tam bir İslam daveti ile çağırıyorum. İslam’a gir. Sonunda emniyet ve selamet içinde olursun. Bunun karşılığında Allah sana iki defa sevab verecektir. Şayet bundan kaçınacak olursan bütün Kıbtilerin günahı senin üzerinde toplanacaktır…
Bizans İmparatoru Heraklius’a Gönderilen Mektup…
Hz. Muhammed (sav)’in, Bizans İmparatoru Heraklius’a gönderdiği mektup da Ehl-i Kitab’a yapılacak davette Kuran’dan ayetlerin kullanılmasının gerektiğini gösteren hikmetli bir örnektir. Peygamber Efendimiz (sav), mektubunda daha önce aktarılan Al-i İmran Suresi 64. ayetini, yazarak tebliğ yapmıştır.
Bismillahirrahmanirrahim, Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den, Bizanslıların büyük reisi Herakliyus’a: “Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam’a davet ediyorum. İslam’ı kabul et ki felah bulasın. İslam’ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes’in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah’a taparız, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah’ın dışında sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allah’a teslim olanlarız).
İran İmparatoru Kisra’ya Gönderilen Mektup…
Hz. Muhammed (sav) müşrik toplulukların liderlerine gönderdiği mektuplarında onlara sonsuz ilim sahibi Allah’ın tek İlah olduğunu ve kendisinin de O’nun elçisi olduğunu tebliğ etmiştir. Ehl-i Kitap olan topluluklardan farklı olarak müşrik toplumla- ra yollanan bu mektuplarda Yüce Allah’ın varlığı ve birliği ana konu olarak vurgulanmıştır.
Bismillahirrahmanirrahim,Allah Resulü Muhammed’den, İranlıların büyüğü Kisra’ya: Selam, hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka İlah olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun! Seni İslam’ı kabule çağırıyorum. Zira Ben, Allah’ın, canlı olan herkesi uyarmak ve ilahi kelamın kafirlere karşı hükmünü tamamlaması için tüm insanlara gönderdiği elçisiyim. Şimdi İslam’a teslim ol ve felaha er. Ama eğer reddedersen, o zaman Mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.
Uman Melikleri Ceyfer ve Abd’e Gönderilen Mektup…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,Allah Resulu Muhammed’den, Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e: “Selam, hakikat yoluna tabi olanlar üzerine olsun! Sizin her ikinizi İslam’ın davetine çağırıyorum. İslam’a tabi o-lun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın tüm canlıları uyarmak üzere ve vaadini kafirler üzerine tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim. Şimdi, eğer her ikiniz de İslam’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama ikiniz de (İslam’ı) kabul etmeyi reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir, süvarilerim, ülkenizde ordugah kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.”
El Ahsa Valisi El Münzir’e Gönderilen Mektup..
Bismillahirrahmanirrahim. Allah Resulü Muhammed’den, El-Münzir b. Sava’ya! Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilah olmayan tek bir Allah’a hamd etmeye çağırıyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür. Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah’ı hatırlatırım ki; zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir; ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca, kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda iyi düşünmüş olur. Muhakkak benim elçilerim seni övmüşlerdir. Ben de senin halkına şefaatini kabul ediyorum. İmdi, Müslüman olmadan evvel sahip oldukları şeyleri Müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum. İmdi sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Biz ise, sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Aksine, kim ki Yahudilik ya da Mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır. Bu mektuplar, Müslümanların Ehl-i Kitap ve diğer müşrik ve inkarcılar ile olan ilişkilerinde nasıl davranacaklarını görmeleri açısından günümüzde de çok değerli tebliğ örnekleridir. Dinsizliğe karşı mücadele etmesi gereken Müslümanların ve Ehl-i Kitab’ın birleştirilmesi için de bir yöntemdir. Bu birliktelik, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bugünlerde dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri olacaktır.
Kutsal Emanetlerin Merkezi: İstanbul
Peygamber Efendimiz (Sav)’in mektupları her yönüyle hikmetli, amaca yönelik ve Allah’ın dinini tebliğ etmede gösterilen kararlılıklarla doludur.
Bunların yanı sıra bu mektupların başka bir özellikleri daha vardır: Mektupların büyük bir kısmı İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda saklanmaktadır.
Sarayın Mukaddes Emanetler bölümünde Peygamberimiz (sav)’den ve Sahabe-i Kiram’dan kalan diğer eşyalarla beraber özenle korunan mektuplar, Hz. Muhammed (sav)’in Sancak-ı Şerifi, Hırka-i Saadeti ve Kılıcı ile aynı odada sergilenmektedirler.
Ayrıca özellikle belirtmek gerekir ki; Hadis-i Şeriflerde, Hz. Mehdi’nin çıkış yeri ile ilgili alametlerin başında bu emanetlerin olduğu yer gösterilmektedir. Bu Hadis’i Şeriflerden bazıları şöyledir:
Abdullah b. Şurefe’den nakledildi ki: Mehdi’nin beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimizin bayrağı olacaktır. (Kitab-ul Bürhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 65)
Alametlere gelince: beraberinde Allah Resulü’nün (s.a.v) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Resulüllah (s.a.v)’ın vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Mehdi’nin zuhuruna kadar da açılmayacaktır. Sancağında “ El Biat’u Lillah” (Allah için Biat) ibaresi yazılı olacaktır. (Kıyamet Alametleri, sayfa 164)
Hiç şüphesiz yüzyıllar öncesinden bildirilen bu hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz (sav)’in ahir zamanda olacakları müjdelemesi de büyük mucizelerdendir. Hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi günümüzde Topkapı Sarayı’nda korunan bayrak süslenmiş ve yine hadiste belirtildiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu dönemde savaşlara götürülmesine rağmen bir muhafazanın içinde tutulmuş ve günümüze kadar açılmamıştır. Hadis-i şeriflerde bildirilen bu özelliklerin aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen hala geçerli olması, kuşkusuz Peygamber Efendimiz (sav)’in hikmetli sözlerinin birer delilidir.
Hz. Mehdi’ye dair hadisler, Allah’ın izniyle ahir zamanda gerçekleşecek ve Altınçağ’ın habercisi olan bu mucizeler Müslümanların şükrüne vesile olacaktır.
BESMELE'NiN FAZiLETi

BESMELE'NiN FAZiLETi
Euzü ve Besmele’nin manası nedir?
Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.
Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.
Besmelenin fazileti nedir?
İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile, Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmeledir. Peygamber efendimiz, (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır) buyurdu.
Euzü okumak, (Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm); besmele okumak ise, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demektir.Hadis-i şerifte, (Kur'an-ı kerime saygı göstermek, Euzü okuyarak başlamakla olur ve Kur'an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) buyuruldu. Sure okurken, Euzü Besmele okunur. Âyet-i kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız Euzü okunur. Sure veya âyet okumaya başlarken Euzü okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken Besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken Besmele okumak sünnettir.
Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzü Besmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ, (Kur'an-ı kerim okuyacağın zaman E'uzü... söyle) buyuruyor. (Nahl 98)
Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.
İyi işlere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır."[Beyheki]
"Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider."[Tibyan]
"Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır."[Tergibussalat]
"Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.)"[Deylemi]
"Besmele ile işe başlayanın günahları af olur."[İ. Rafii]
"Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur."[Taberani]
"Besmele ile yenen yemek bereketli olur."[İbni Mace]
"Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur."[Deylemi]
"Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur." [Tergibussalat]
"Soyunurken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler."[İ. Ebiddünya]
"Helaya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler."[T. Salat]
"Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır."[Tergibussalat]
"Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur."[İbni Sünni]
"Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başla!"[Taberani]
"Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!"[İbni Sünni]
"Yemeğe başlarken, Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, "Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi" desin!"[Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]
İşlere başlarken kısaca Bismillah demek yetişir mi?
Yetişir. [“h” harfinin iyice belli olması için] (Bismillahi) de denir. (Bismillah) demek de caizdir.
Besmele ile başlanılan iş bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir! İbrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.âyet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildirmektedir. (T.Gafilin)
19 Ekim 2008 Pazar
O'NUN (SAV) FEDAKAR AHLAKI

O'NUN (SAV) FEDAKAR AHLAKI
Allah rızası için birlik içinde hareket etmek, müminlerin zorluklar karşısında başarı elde etmesinde önemli bir imani sırdır. Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu şekilde aşılabildiğini görürüz. Başta Allah'ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar bu ahlakı en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri üstün tesanüd ve fedakarlık örnekleriyle İslamiyet'in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile olmuşlardır.
Peygamber Efendimiz (sav), gönderildiği müşrik toplumu, o güne kadar yaşadıkları sapkın inançlarını terk etmeye ve yalnızca bir olan Allah'a kulluk etmeye çağırmıştır. Resul-ü Ekrem Efendimiz, bu tebliği sırasında çok büyük zorluklarla karşılaşmıştır. İslam ahlakının toplumda yaygınlaşmasının kendi menfaatlerini zedeleyeceğini düşünen müşrikler, Peygamberimiz (sav)'e ve inananlara karşı birlik olmuş, ellerindeki tüm imkanları kullanarak büyük bir mücadele yürütmüşlerdir. Atalarının şirk dinini değiştirmeyi kabul etmemiş, Peygamberimiz (sav)'e tuzaklar kurmaya yeltenmişlerdir. Resulullah'tan nefislerine uygun ayet getirmesini istemiş, O'nu öldürmeye, yaşadığı yerden sürmeye ya da tutuklamaya kalkışmışlardır. Allah'ın Resulü'nün tebliğinin insanlar üzerindeki etkisini önleyebilmek için, Peygamberimiz (sav)'e delilik, büyücülük, akıl yetersizliği, doğru sözlü olmamak, şairlik gibi asılsız iftiralarda bulunmuşlardır. Peygamberimiz (sav) inkarcıların sözlü ve fiili olarak yaptıkları tüm bu iftira ve saldırılara karşı çok üstün bir sabır ve tevekkül göstermiş, onlara hep Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir. Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak hareket etmiştir. Yapılan tüm tehditlere, baskılara ve çıkarılan zorluklara rağmen, dini tebliğ etmeye devam etmiştir. İnkarcılara karşı verdiği bu mücadelenin yanı sıra, beraberindeki Müslümanların her türlü sorumluluğunu da birinci dereceden kendisi üstlenmiştir. Onları bir yandan tehlikelerden korurken, bir yandan da din ahlakını tebliğ ederek çevresindeki tüm insanları eğitmiştir.
Kuşkusuz Resulullah'ın bu üstün ahlakı, tüm Müslümanlar için çok önemli bir örnektir. Peygamberimiz (sav)'in, en zor şartlarda iken bile öncelikle dinin menfaatlerini, Müslümanların rahatını, güvenliğini ve huzurunu ön planda tutması, O'nun sahip olduğu üstün fedakarlık anlayışını göstermektedir. Savaşların en kızıştığı, Allah'ın Müslümanları açlık, yokluk, hastalık gibi sıkıntılarla denediği bir ortamda Peygamberimiz (sav), Müslümanlara karşı çok büyük düşkünlük göstermiş, onları merhamet ve şefkatle koruyup kollamıştır.
Sahabeler de Hz. Muhammed (sav)'in bu üstün fedakarlık anlayışını kendilerine örnek alıp, maddi manevi her konuda üstün bir ahlak sergilemişlerdir. Bu fedakarlık ruhuna dayanan birlik ve beraberlikleri sonucunda büyük bir kuvvet elde etmiş, Allah'ın rahmetiyle inkar edenlere ve müşriklere karşı büyük zaferler kazanmışlardır. Peygamberimiz (sav) döneminde çok küçük bir topluluk olan Müslümanların sayısı giderek büyük bir yükselişle artmış, İslamiyet tüm Arap Yarımadasına yayılmıştır.
Peygamber Efendimiz (sav) herşeyden önce nefsinden yana büyük fedakarlıklarda bulunmuş, iman edenlerin dünya ve ahiret menfaatleri için kendi nefsinden feragat etmiştir. Kuşkusuz İslam ahlakını yeni öğrenmekte olan kimselerin eğitimi, çoğu zaman büyük özveriler gerektirmiştir. Kuran'ın çeşitli ayetlerinde gerek Bedevi olarak adlandırılan göçebe kimselerin gerekse de kalpleri imana henüz yeni ısınmakta olan kişilerin cahilce tavırlarından bahsedilmektedir. Kuran'da yer alan bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 14)
Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 97)
Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler. (Tevbe Suresi, 101)
Peygamber Efendimiz (sav) çevresindeki insanların cahilce tavırlarına daima en güzel şekilde, Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir. Kuran'da Resulullah'ın bu üstün ahlakı şöyle bildirilmektedir:
Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4)
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)
Peygamber Efendimiz (sav), gönderildiği müşrik toplumu, o güne kadar yaşadıkları sapkın inançlarını terk etmeye ve yalnızca bir olan Allah'a kulluk etmeye çağırmıştır. Resul-ü Ekrem Efendimiz, bu tebliği sırasında çok büyük zorluklarla karşılaşmıştır. İslam ahlakının toplumda yaygınlaşmasının kendi menfaatlerini zedeleyeceğini düşünen müşrikler, Peygamberimiz (sav)'e ve inananlara karşı birlik olmuş, ellerindeki tüm imkanları kullanarak büyük bir mücadele yürütmüşlerdir. Atalarının şirk dinini değiştirmeyi kabul etmemiş, Peygamberimiz (sav)'e tuzaklar kurmaya yeltenmişlerdir. Resulullah'tan nefislerine uygun ayet getirmesini istemiş, O'nu öldürmeye, yaşadığı yerden sürmeye ya da tutuklamaya kalkışmışlardır. Allah'ın Resulü'nün tebliğinin insanlar üzerindeki etkisini önleyebilmek için, Peygamberimiz (sav)'e delilik, büyücülük, akıl yetersizliği, doğru sözlü olmamak, şairlik gibi asılsız iftiralarda bulunmuşlardır. Peygamberimiz (sav) inkarcıların sözlü ve fiili olarak yaptıkları tüm bu iftira ve saldırılara karşı çok üstün bir sabır ve tevekkül göstermiş, onlara hep Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir. Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak hareket etmiştir. Yapılan tüm tehditlere, baskılara ve çıkarılan zorluklara rağmen, dini tebliğ etmeye devam etmiştir. İnkarcılara karşı verdiği bu mücadelenin yanı sıra, beraberindeki Müslümanların her türlü sorumluluğunu da birinci dereceden kendisi üstlenmiştir. Onları bir yandan tehlikelerden korurken, bir yandan da din ahlakını tebliğ ederek çevresindeki tüm insanları eğitmiştir.
Kuşkusuz Resulullah'ın bu üstün ahlakı, tüm Müslümanlar için çok önemli bir örnektir. Peygamberimiz (sav)'in, en zor şartlarda iken bile öncelikle dinin menfaatlerini, Müslümanların rahatını, güvenliğini ve huzurunu ön planda tutması, O'nun sahip olduğu üstün fedakarlık anlayışını göstermektedir. Savaşların en kızıştığı, Allah'ın Müslümanları açlık, yokluk, hastalık gibi sıkıntılarla denediği bir ortamda Peygamberimiz (sav), Müslümanlara karşı çok büyük düşkünlük göstermiş, onları merhamet ve şefkatle koruyup kollamıştır.
Sahabeler de Hz. Muhammed (sav)'in bu üstün fedakarlık anlayışını kendilerine örnek alıp, maddi manevi her konuda üstün bir ahlak sergilemişlerdir. Bu fedakarlık ruhuna dayanan birlik ve beraberlikleri sonucunda büyük bir kuvvet elde etmiş, Allah'ın rahmetiyle inkar edenlere ve müşriklere karşı büyük zaferler kazanmışlardır. Peygamberimiz (sav) döneminde çok küçük bir topluluk olan Müslümanların sayısı giderek büyük bir yükselişle artmış, İslamiyet tüm Arap Yarımadasına yayılmıştır.
Peygamber Efendimiz (sav) herşeyden önce nefsinden yana büyük fedakarlıklarda bulunmuş, iman edenlerin dünya ve ahiret menfaatleri için kendi nefsinden feragat etmiştir. Kuşkusuz İslam ahlakını yeni öğrenmekte olan kimselerin eğitimi, çoğu zaman büyük özveriler gerektirmiştir. Kuran'ın çeşitli ayetlerinde gerek Bedevi olarak adlandırılan göçebe kimselerin gerekse de kalpleri imana henüz yeni ısınmakta olan kişilerin cahilce tavırlarından bahsedilmektedir. Kuran'da yer alan bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 14)
Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 97)
Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler. (Tevbe Suresi, 101)
Peygamber Efendimiz (sav) çevresindeki insanların cahilce tavırlarına daima en güzel şekilde, Kuran ahlakıyla karşılık vermiştir. Kuran'da Resulullah'ın bu üstün ahlakı şöyle bildirilmektedir:
Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4)
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)
HALiS MÜ'MiNLER
HALiS MÜ'MiNLER
İslamiyeti ilk kabul eden ekseriyetle yüksek ahlaklı, fazilet sahibi kimselerdi. Bunlar canlarını, mallarını feda etmeyi göze alarak halis gönülle Allah Rızası için bu dine giriyorlardı. Bütün samimiyetleri ile mümin idiler. Ebu Bekir Cahilliyet zamanında doğruluğu ve iffetiyle, takvası ve fazileti ile tanınmış bir zattı. Osman İbn-i Maz'un İslamiyetten önce içki kullanmaktan çekinirdi. Müslüman olduktan sonra terk-i dünya ile maruf oldu. Hatta Resul-i Ekrem onu terk-i dünyadan men bile edilmişti. Cahilliyet zamanında içki kullanmayan Abdullah İbn-i Cüd'an'ın yetiştirdiği Suheyb-i Rumi de böyle idi. Abdullah İslamiyetin zuhurundan evvel ölmüştü.
İlk müslüman olanların altıncısı veya yedincisi olan Ebu Zerr-i Gıfarı İslamiyetten önce putlara ibadetten vazgeçmiş bir zattı. Ebu Zerr'in kardeşi Mekke'ye geldiğinde, Hazret-i Muhammed'i Kur'an okurken dinlemiş, sonra döndüğünde Ebu Zerr'e:
" Öyle bir adam gördüm ki, O'na atalarının dininden döndü, diyordu. Halbuki O insanları en güzel ahlaka davet ediyor. Sonra bir şey okuyordu ki, ne nazım, ne de nesir idi. Onun düşünüşü ile senin düşünüşün birbirine benziyor ", demişti.
" Öyle bir adam gördüm ki, O'na atalarının dininden döndü, diyordu. Halbuki O insanları en güzel ahlaka davet ediyor. Sonra bir şey okuyordu ki, ne nazım, ne de nesir idi. Onun düşünüşü ile senin düşünüşün birbirine benziyor ", demişti.
Ebu Zer, bu sözlerin ne dereceye kadar doğru olduğunu bizzat tetkik edip anlamak için Mekke'ye gelmiş, Hazret-i Peygamber'i bulup Onu dinlemiş ve hemen müslüman olmuştu. Ebu Zer, dünyaya pek kulak asmaz, en temiz ve en afif bir hayat geçiren bir adamdı. İlk Müslümanlar işte böyle sadık ve samimi kimselerdi.
17 Ekim 2008 Cuma
KUR'AN-I KERiM'iN NAZiL OLUŞU

KUR'AN-I KERİM'İN NAZİL OLUŞU
İlk defa inişi
Peygamberimiz kırk yaşına ulaştığı yılda, Ramazan ayının kadir gecesi sabah olurken ilk defa Kur'an-ı Kerim indirilmeye başlamıştır. Vahiy meleği Peygamberimize Hira Dağında iken gelmiş ve oku, demiştir. Peygamberimiz ben okuma bilmem demiş, bunun üzerine melek Peygamberimizi kucaklayarak kuvvetle sıkmış, bırakıp "oku" demiştir. Peygamberimiz "ben okuma bilmem" demiş. Melek, yine kuvvetle, takati kesilinceye kadar sıkmış ve üçüncü defa "oku" demiştir. Yine okuma bilmediğini söyleyince üçüncü defa sıktıktan sonra Alak suresinin "Yaratan Rabbimin adıyla..." diye başlayan ilk beş ayetini getirmiştir.
Daha sonra Peygamberimizin vahiy meleğini özleyeceği kadar bir müddet için vahiy kesilmiş, tekrar başlamıştır. Bu kesinti zamanına "Fetret devri" diyoruz.
Nüzul sebepler
Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin pek çoğu o ayetlerle ilgili bir olay neticesinde indirilmiştir. Peygambere veya müminlere yapılan bir iftira, eziyet, veya sorulan bir soru, yahut müminler arasında meydana gelen bir hadise ayetlerin veya bir surenin inişine sebep oluyordu. Buna nüzul(iniş) sebepleri denir.
Kur'an-ı Kerim, Bugün Elimizdeki Tertibe Göre İnmemiştir
Mesela ilk inen beş ayet, Kur'an-ı Kerimin 96. suresinin ilk ayetleridir. Daha sonra diğer surelerden ayetler inmiş, bazen bir sure bitmeden diğer sureye aid ayetler indirilmişitr. Bu ayet ve surelerin bugün elimizdeki şekliyle tertibi Peygamberimiz tarafından yapılmıştır. Her ayet indikçe "Bu ayeti, filan ayetten sonra yazın" şeklinde yerini bildirmiştir.
Kur'an-ı Kerim'in İnişinde Zaman ve Mekan
Kur'an-ı Kerim yirmi üç senelik bir zaman içinde, bazen hergün, bazen birkaç gün arayla olmak üzere indirilmiştir. Gece, gündüz, evde, mescidde, çarşıda, seferde, muharebede olmak üzere çeşitli yerlerde indirilmiştir. Peygamberimizin hicretinden evvel indirilen surelere "Mekki", hicretten sonra indirilene "Medeni" denir. 114 Sureden 87 suresi Mekke'de, 27 suresi Medine'de indirildi.
PEYGAMBERLiK VE MUCiZE

Peygamberlik Ve Mucize
Mucize,aciz,güçsüz bırakan demektir. Peygamber tarafından Allah'ın izni ve yardımıyla, peygamber olduklarını ispat etmek üzere gösterilen olağanüstü bir olaydır ki, insanlar aynı şartlar altında onun benzerini meydana getirmeye güç yetiremezler.
Mucizeler peygamberlere, kendilerinin Allah tarafından gönderildiğini ispat etmek edebilmeleri için verilir. Bir tanıtma belgesi, bir kimlik kartı gibidir. Her önüne gelenin peygamber olduğunu iddia edememesi için peygamberlerin böyle bir mucize göstermesi lüzumludur.
Mucizenin Özellikleri
1)Mucize, herkes tarafından görülen ve anlaşılan olayların aksine olan bir hadisedir. Daha önce paygamberin haber verdiği veya karşısında bulunanların istedikleri gibi meydana gelir. Bir ağacın yürüyüp gelmesi, bir hayvanın konuşması, Peygamberin parmaklarından suların fışkırması, ateşin yakmaması gibi.
2)Mucize, Peygamberin karşısındakileri susturacak, onları " evet biz bunun benzerini yapamayız " dedirtecek derecede kuvvetli bir olaydır.
3)Mucize, O Peygamberin yaşadığı devirdeki insanlar tarafından önem verilen konularla ilgili olur. Mesela; Hazret_i Musa devrinde sihirbazlığın ilerlemiş olması sebebiyle, Hz.Musa'ya verilmiş olan mucize, elindeki asa'nın (değneğin) büyük bir yılan olmasıydı.
4)Mucizelerin asıl sahibi Allah Teala'dır.Peygamber mucize göstermek için hiçbir ön hazırlık yapmaz.Bir sanatkar, bir aktör gibi uğraşıp didinmez. Sadece Allah Teala'dan yardım diler. Hiçbir Peygamber, gösterdiği mucize ile böbürlenme, büyüklenme yolunu tutmaz. Çünkü onun maksadı mucize göstererek insanların gözüne girmek değil, insanlara Peygamber olduğunu ispat ederek doğru yolu bulmalarına yardımcı olmaktır.
Peygamberimiz Ve Mucizeleri
Peygamberimizin en büyük ve devamlı mucizesi Kur'an_ı Kerim'dir. Çünkü o Allah Teala'nın kelamı(sözü)'dür. Hiçbir insanın, onun bir tek satır tutan en küçük suresinin benzerini meydana getirmesi mümkün olmamıştır.
Halbuki Peygamberimizin Peygamber oluncaya kadar hiç okuyup yazmadığı herkesçe bilinmektedir.Okuyup yazması olmayan bir peygamberin kıyamate kadar gelecek bütün insanlara yetecek bir kitabı getirmesi elbette büyük bir mucizedir.
Peygamberimiz'den, Mekke'de iken bir mucize göstermesini istediler. Bulutsuz bir gecede ayın ikiye ayrıldığını gözleriyle gördüler. Parçalardan bir bir tepenin, diğeri bir başka tepenin üzerine geldi durdu. Bir zaman böyle kaldıktan sonra tekrar, insanların gözleri önünde birbirine yaklaştı ve birleşti.
Peygamberimiz Hudeybiye seferinde iken,yolda ashabı susuz kaldı. Peygamberimize bir kap dolu su bir içim su getirdiler. Parmaklarını onun içine daldırdı. Parmaklarından su fışkırmaya başladı bin altıyüz kişiye ve hayvanlarına yetecek kadar su alındıktan sonra Peygamberimiz elini çekti.
Peygamberimizin, çok ağır yürüyen bir ata bindiği zaman, atın yarış edercesine süratlendiği anlatılmıştır. Cabir b.Abdullah'ın,b abasından kalan borcunu ödeyebilmek için alacaklılardan beklemelerini istemesi ve onların da bekleyemeyiz demeleri üzerine, Peygamberimizin duasıyla hurmaların bereketlenmesi anlatılan mucizeler arasında yer almaktadır. Bunların dışında başta İsra ve Mirac olmak üzere Peygamberimizin daha pek çok mucizeleri vardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






