27 Ocak 2008 Pazar

BiR AYET

Comments


"Siz nerede olursanız olun O,

(ilmi ve kudreti ile) sizinle beraberdir.

Allah bütün yaptıklarınızı görür."
Hadîd sûresi, 57 / 4

DÛMETÜ'L-CENDEL GAZÂSI

Comments


DÛMETÜ'L-CENDEL GAZÂSI

Hicretin 5. senesi, Rebiülevvel ayı. (Milâdî, 626)Birkaç Arap kabilesi Medine'ye on beş gece uzaklıkta bulunan Şam beldelerinden biri olan Dûmetü'l-Cendel'de toplanarak gelen giden yolcuları rahatsız ediyorlar, onlara zulmediyorlardı. Ayrıca İslâm devletinin başşehri Medine üzerine yürümeye de hazırlanıyorlardı.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:62)Peygamberimiz bu durumu haber aldı. Vakit geçirmeden bin kişilik ordusuyla yola çıktı. Efendimiz, bu tarz gazâlarda dâima düşmanı yerinde ve ânında bastırmak tarzını tercih ederdi. Ordusuyla adı geçen mevkie vardığında ortalıkta kimseler görünmüyordu. Düşman, İslâm ordusunun üzerlerine gelmekte olduğunu duymuş ve kaçmıştı. Yalnız bir kişiye rastladılar, o da dâvet üzerine Müslüman oldu.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:62.)Resûl-i Ekrem Efendimiz, bir kaç geceyi burada düşmanı beklemekle geçirdikten sonra Medine'ye geri döndü.

ALLAH (c.c.) CENNETi ANLATIYOR

Comments



ALLAH (c.c.) CENNETİ ANLATIYOR

• “... Sabırlarının karşılığı cennet ve oradaki ipeklerdir. Orada tahtlara yaslanırlar, orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler. Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.” (İnsan: 76/11-14)

“... sabırlarının karşılığı...” yani dünyadayken yapmış oldukları kulluktaki sabırlarının karşılığı... Yerinde olsam dünya ve cennetteki nimetlerin kıyasını yapıp yatırımımı ona göre yaparım.“... Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmış.’ (İnsan: 76/11-14) Tamamen insan fıtratına ve zevkine uygun ifadeler... Kendini bir anlık Cennette ve en sevdiğin meyve ağacının altına uzanmış meyveleri kopardığını düşün... Koparılması kolay... Hazmi kolay... Karın ağrısı yapmıyor... Tuvalet derdi yok... Niye bahçeme girdin diye peşinden koşan da yok... Hiçbir emek sarfetmeden gelen bir rızık... Devam ediyoruz;


• “Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.” (Tur: 52/3) Her ne kadar imtihanda başarılı olmuş fakirlere sesleniliyor gibi gözükse de bu nimetlerin muhatabı tüm cennetliklerdir. • ‘Defteri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara... Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan su kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasındadırlar.’ (Vakıa: 56/27-33)


• ‘Ve canlarının çekeceklerinden kuş eti (ikram edilir).’ (Vakıa: 56/21) ‘Defteri sağdan verilenler...’Niçin yaratıldığının farkına varıp Ruhlar Aleminde iken Rabbine verdiği sözü tutanlar cennet tapusunu alıp ebediyyen kalacakları meskenlerinin yolunu tutarlar... Daha çok şehir hayatı yaşayanların duygularına hitap edildiği görülür. Beton binalar arasında bunalan şehir insanı piknik ihtiyacı hissedip kendini yeşillikler arasına atmak ister... Yeşil ağaç altında uzanıp hemen yanıbaşında olan şelalelerden gelen su zerrecikleriyle serinlemek için neler vermez ki şehir adamı... İşte insanların fıtratını bilen Allah-û Teâlâ, aynı ortamdan belki de milyon kat daha da güzel olan cennet hazırlayarak insanları cenneti kazanmaya teşvik etmiş... Tüm güzelliğiyle konuklarını bekleyen cennet... – Kimlerdir bu konuklar? – Cevabını sana bırakıyorum...


• “... Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar. Kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız cennet budur işte.” (Meryem: 19/62-63) “...Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar...” Oradaki rızık garanti altındadır. Hiçbir emek sarfetmeden, hiçbir mesai yapmadan, hiçbir ter akıtmadan ve yorulmadan rızık gelir... Orada geçim derdi de yoktur. Sen dünyada gereği gibi kulluk etmiş, yorulmuş ve gereken sabrı göstermişsindir. Bir nevi dinlenme tesisidir cennetler... Ebedi kalmak için hazırlanmış dinlenme tesisleri...

•“... Orada canların istediği, gözlerin lezzet aldığı şeyler de vardır. Sizler orada ebedi kalıcılarsınız.” (Zuhruf: 43/72-73) Dünyadayken canının istediği herşeye sahip olamayabilirsin. Ama bir dönemlik (bir ömürlük) sabır karşılığında canın ne isterse; arzu ve isteklerine sınır konmaz, yasak ta edilmez... Bir iki hadis okuyup asıl konumuza dönelim.


• Muaz ibn Cebel’den; Peygamber (s.a.v.):

“Cennet ehli cennete vücutları kılsız, yüzleri parlak, gözleri sürmeli ve otuz üç yaşında (gençler) olarak gireceklerdir” buyurdu.Ruhlar Alemindeyken bizleri üç farklı beden bekliyordu;

– Dünyadaki beden – Cennetteki beden – Cehennemdeki beden. Dünyadaki bedeni tanıyoruz. Kemik, kan, et ve deri. En ufak bir soğuğa dayanamayan, diken bile batsa dayanılmaz sancılar veren, sakat kalma riski fazla olan bu bedenlerin aksine hiç yaşlanmayan, ağrısı mağrısı olmayan bedenler emanet edilir başarılı ruh’a... Doksan yaşında da terk etsen bu dünyayı; genç olarak girersin cennete eğer sınavı başarırsan...


• Ebu Hureyre’den (r.a.) Resulullah (s.a.v.); “Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurdu:‘Salih kullarıma hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyler hazırladım.”

‘... Hiçbir gözün görmediği...’ Güzellikleriyle başını döndüren dünyadaki manzaralar cennet güzelliği yanında birer çöp misalidir. Oradaki manzaralar baş döndürmez; ‘Bayıltır!’ ‘... Hiçbir kulağın işitmediği...’ Belli ki hayal ötesi!.. Belli ki büyük sürpriz! ‘... ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen...’ Hiçbir şairin, hiçbir ressam ve hiçbir romancının aklına gelmeyen çizgi ötesi mekânlar...

BiR HADiS

Comments


Yardıma ihtiyacı olanlara sadaka dağıtmak

ve

hayır yapmak istediğinde,

hemen yap(geciktirme)

Hadis-i Şerif (Müsned).

KARBALA

Comments


Karbala

On 10 Muharram 61/10 October 680 in Karbala, near Kufa, the grandson of Prophet Muhammad (pbuh), Hussein b. Ali, was murdered along with the close male relatives who were accompanying him. Throughout Islamic history this event had an important effect on religious, political, social and cultural developments.

In order to understand the events at Karbala it is necessary to examine some earlier developments. Shortly after the death of Hasan in 49/669, Muawiyah started efforts to ensure that his son Yazid was accepted by the people as heir apparent to the caliphate. After nearly five years, most of the people had accepted Yazid as the heir. The most serious opponent of Yazid's appointment as heir were the important names in the opposition in the Hijaz, Hussein b. Ali, Abdullah b. Zubeyr, Abdullah b. Omar and Abdurrahman b. Abu Bakr. These, as children of the first Muslims who had witnessed the time of Prophet Muhammad, were important personages in the era in which they lived.

With the efforts of the administration Yazid was finally officially accepted as heir in 56/676. Those who opposed and did not want to pledge allegiance claimed that the hereditary system was Byzantine and that Yazid was not worthy of the caliphate. One of the important members of the opposition was Hussein, the second son of Prophet Muhammad's daughter Fatima and Ali. He had been educated by his grandfather and he was an important scholar respected by the Muslims in the period in which he lived. Yazid had spent his youth in the desert with his uncles of the Kelb tribe; he might be suitable for being a tribal leader, but he had not had the opportunity to attain an education that would enable him to govern the society at that time; his personality was such that it would be crushed under the responsibilities of the caliphate.
When Muawiyah died in 60/680 news was sent to the provinces that allegiance should be pledged to Yazid as caliph. Yazid put great importance on the allegiance of the leaders of the opposition in the Hijaz, as they were possible rivals. Thus, after not receiving pledges from

Hussein b. Ali, Abdullah b. Zubeyir and Abdullah b. Omar, as soon as Yazid came to the caliphate he wrote a letter to the governor of Medina. In fact, he gave the order that if these men were not to pledge allegiance they should be attacked. Abdullah b. Omar, one of the opposition, stated that he would not oppose the general decision, and after the people had pledged allegiance he would too. Hussein and Abdullah b. Zubeyr answered the request of the Medina governor by taking separate roads and fleeing to Mecca. Their intention was not immediate rebellion, but rather to avoid being attacked by the governor of Medina. They thought that they would be able to move freely in Mecca where the House of Allah, the Kaaba, was located.

After his arrival in Mecca, Hussein started to get letters from Kufa, where many of his father's supporters lived. It is reported that the people of Kufa sent Hussein letters inviting him there. As the people who sent the letters were the leading members of the city this implies that a large percentage of the people of Kufa supported Hussein. When the invitations increased Hussein sent his cousin Muslim b. Akl to Kufa to find out what the situation was. Muslim, who was warmly welcomed in Kufa, began to receive pledges in Hussein's name. In a short time the number who had pledged allegiance to Hussein was more than 12,000. Then a letter was written to Hussein, informing him that a great number of people had allied with him and calling him to Kufa.

The governor in Kufa when Muslim went there was Nu'man b. Beshir. Nu'man heard of Muslim's activities, and gave a speech in the masjid saying that people should not be involved in rebellion and that the cost of this would be great. Nu'man was not in favor of using violence against the opposition, and Yazid was informed of his soft approach by some spies. Yazid immediately dismissed Nu'man and had Ubeydullah b. Ziyad, the governor of Basra, made responsible for Kufa as well as Basra. The new governor was the son of Ziyad b. Ebih, who was accepted as one of the four Arab great intellectuals and known for his connections to the Umayyads; the new governor was also well known for not being afraid to use violence to protect the rule of the Umayyads.

Beydullah immediately took over the governor's palace and soon had the city under his control. Muslim secretly continued his activities after Ubeydullah's arrival in Kufa. Ubeydullah found where Muslim was with the help of a spy and had Muslim caught and killed on the roof of the palace.

Hussein, who had set out after receiving Muslim's letter, met the famous poet Freazdak on the road; he asked him about the situation in Kufa. Ferazdak told of the situation in the famous phrase: "The peoples' hearts are with you, but the swords are with the sons of Ummayya. Victory is with Allah." While still on the road Hussein learned of the death of Muslim b. Akl and the betrayal of the people of Kufa. Hussein then consulted with his relatives and friends who were with him about whether or not they should go on to Kufa. Upon their insistence Hussein decided to continue on his way.

A troop of 1,000 people, headed up by Hur b. Yazid, who had been appointed by Ubeydullah to render Hussein ineffective, met Hussein. During the talks they held Hussein reminded the others that the people of Kufa had invited him themselves, but Hur said that it was his duty to take him to Kufa. When Hussein refused to comply with this it was agreed that they would go to a place near Kufa and they would wait for Ubeydullah b. Ziyad's decision once he had been informed of the situation. This is how Hussein went to Karbala accompanied by Hur b. Yazid's soldiers. The soldiers of Hur prayed behind Hussein where they rested; in other words, they showed him respect. Ubeydullah, learning that Hussein was staying in Karbala, appointed the son of Sa'd b. Ebi Vakkas, Omar, as commander against Hussein.

The choice of Omar b. Sa'd as the head of the army was not a coincidence. The appointment of someone who was equal to Hussein, of the Quraysh, had great importance in keeping control of the soldiers. Omar, with an army of 4,000 people, went to Karbala where Hussein was. Ubeydullah used pressure and managed to force many people to join the army, including those who had invited Hussein to Kufa. At this time, many hundred people who were on their way to join Hussein, seeing the seriousness of the situation, left him.

It is likely that Omar b. Sa'd did not think that things would develop in such a way that they would end with the murder of Hussein. Perhaps he thought that after the problem was solved with talks he would be able to return to his duty. In fact, immediately after Omar b. Sa'd arrived in Karbala the talks began. Hussein stated that he had been invited by the people of Kufa, and that as he could not fulfill what the invitation required he was requesting permission to return. Ubeydullah b. Ziyad was informed of Hussein's request; he in turn requested the allegiance of Hussein to Yazid. After this Hussein suggested three alternatives to Omar: he could return to Medina, or he could go to Damascus to speak with Yazid or he should be given permission to go to one of the border regions to wage jihad against the infidels. According to reports, Ubeydullah demanded that Hussein surrender to Omar; if he did not then battle would commence.

The idea of "surrendering to Ubeydullah" was offensive to Hussein and he refused to do so. When he understood that battle was unavoidable, Hussein told those who were with him that they could leave before the fighting started; in fact, he stated that Ubeydullah was only interested in himself, and thus he recommended that they save their lives by going. However, when those who close to him refused to leave, the small number of men, only as many as would make up a detachment, were put into military order.

Before the conflict began there were talks in which the other side was reminded of Hussein's position and that of his father, as well as the promise he had given to the people of Kufa; unfortunately, these were not very effective. Only Hur b. Yazid and a few people who thought like him showed a reaction when Hussein's reasonable suggestions were not accepted, crossing over to his side and dying during the battle. After the battle started, those who were close to Hussein were killed, one by one, in front of his eyes. Then one of the arrows hit Hussein. In fact, when Ubeydullah sent Hussein's severed head to his family in Damascus Yazid, weeping, said "I wanted Hussein's allegiance without his death. May Allah curse Ibn Sumeyye (Ubeydullah)! I swear if I had been he I would have forgiven him. May Allah give Hussein peace and not hold him accountable!" thus giving the impression that he was saddened by events. At this time,

Yazid put up Ali, Hussein's son, who was still alive; he invited him to a feast and they ate together. Later, when Ali wanted to go to Medina Yazid sent him accompanied by a detachment of soldiers so that they could assist him and protect him, thus helping him to arrive in Medina.
Immediately after the killing of Hussein the sounds and screams of remorse filled Kufa. When those who had survived Karbala were brought to Kufa, the women came out of the houses and began to cry. When Ali, the son of Hussein, saw this he said "Are they crying for us? Well, then, who murdered us?" confused by their contradictory behavior.

The killing of Hussein was the most important justification for all the uprisings that were subsequently carried out by the Ahl-i Baht. The Karbala event was an important reason leading to the creation of the Shiite belief as a major sect; formerly this had only been political sect.
Both the Sunni and Shiite Muslims have displayed a variety of reactions to this event. The killing of Hussein has been turned into a day of mourning by the Shiites on the Day of Ashura (10 Muharram).
23 Ocak 2008 Çarşamba

BEREKETİN TATLI AŞI AŞURE

Comments



AŞURE

Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu günü Aşure Günü'dür. Muharrem ayı boyunca evlerde aşure pişirilmesi de adettendir. Bu yıl, geleneksel Aşure Günü dokuz Şubat'a rastlıyor. Biz de her yıl olduğu gibi bu geleneği yaşatmak adına mutfağımızda aşure pişirdik.

Aşure


KAÇ KİŞİLİK: 10

HAZIRLAMA SÜRESİ: 60 dk

PİŞME SÜRESİ: 300 ( 5 saat ) dk


Malzemeler:

2 su bardağı aşurelik buğday
1 su bardağı nohut
5 su bardağı tozşeker
1 su bardağı kuru fasulye
15 su bardağı su
Yarım su bardağı pirinç
1 su bardağı kuru üzüm
1 su bardağı küp doğranmış kayısı
1 su bardağı doğranmış kuru incir
1 portakalSüsleme için:
1 su bardağı kuş üzümü
Çekilmiş ceviz içi, Antep fıstığı
Tarçın, nar taneleri

Hazırlanışı:

Buğday, fasulye, nohut ve üzümü yıkayıp ayrı kaplarda bir gece önceden ıslatın. Ertesi gün buğdayı süzüp büyük bir çelik tencereye alın. 15 su bardağı su ekleyip kaynatın. Üzerinde biriken köpüğü bir kevgirle alıp tencerenin kapağını kapatın ve 30 dakika kaynatın. Fasulye ve nohutu süzüp ayrı kaplarda haşlayın. Pirinci yıkayıp süzün ve buğdaya ilave edin. Buğday taneleri iyice yumuşayıncaya kadar yaklaşık 4.5 saat kısık ateşte arasıra karıştırarak pişirin.* Buğdayın suyu un çorbası kıvamına gelmek üzereyken tozşeker, nohut ve kuru fasulyeyi ekleyin. Portakalın kabuğunu ince ince doğrayıp karışıma ekleyin. Kuru üzüm ve kuru kayısıyı ilave edip karıştırın. Birkaç taşım kaynattıktan sonra ateşten alın. Aşure piştikten sonra doğranmış inciri ekleyip karıştırın. Sıcakken kaselere boşaltın. Soğuyunca üzerini ceviz içi, Antep fıstığı, kuş üzümü, tarçın ve nar taneleri ile süsleyerek servis yapın. İsteğe bağlı olarak gülsuyu da serpebilirsiniz.


MUHARREM AYI VE AŞURE GÜNÜ

Comments





Muharrem Ayı ve Aşure Günü


"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür.

Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır.
Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi."Bu ne orucudur?" diye sordu. Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir: "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı."
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu. Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir. Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu. Yine Tirmizi de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir. Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir " demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir. Bîr hadiste şöyle buyurular:

"Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder." Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder. Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

MUHARREM AYI VE AŞURE

Comments


AŞURE GECESİ


Muharrem ayının onuncu gecesidir.Muharrem ayı, Kur'an-ı Kerim'de kıymet verilen dört aydan biridir. Aşure bu ayın en kıymetli gecesidir. Allah-u Teala, birçok duaları Aşure günü kabul buyurdu. Bunlar;


Adem(a.s.)'in tevbesinin kabul olması,

Nuh(a.s.)'ın gemisinin tufandan kurtulması,

Yunus(a.s.)'ın balığın karnından çıkması,

İbrahim(a.s.)'ın Nemrudun ateşinde yanmaması,

İdris(a.s.)'ın diri olarak göğe çıkarılması,

Yakub(a.s.)'ın oğlu Yusuf (a.s.)'a kavuşması ve gözlerindeki perdenin kalkması,

Yusuf(a.s.)'ın kuyudan çıkması,

Eyyub(a.s.)'ın hastalıktan kurtulması,

Musa (a.s.)'ın Nil nehrinden geçip,Firavun'un boğulması,

İsa(a.s.)'ın viladeti ve yahudilerin öldürmesinden kurtulup diri olarak göke çıkarılması...


İşte bütün bunlar hep Aşure günü olmuştur. Nuh(a.s.)gemide aşure tatlısı pişirdiği için, müslümanların Muharrem'in onuncu günü aşure pişirmesi ibadet olmaz. Hz. uhammed "aleyhisselam" ve Eshab-ı Kiram böyle yapmadı. Bugün aşure pişirmeği ibadet sanmak, bid'atdır, günahtır. Hz.Muhammed aleyhisselamın yaptığı veya emrettiği şeyleri yapmak ibadet olur. O gün herhangi bir tatlı yapmak, tanıdıklara ziyafet, fakirlere sadaka vermek sünnettir, ibadettir. İbni Abidin diyor ki, " Kirpiklere sürme çekmek sünnettir. Fakat bunu yalnız Aşure günü yapmak haramdır "


Hazret-i Hüseyin (r.a.) o gün şehit oldu diye, matem tutmak, döğünmek de bid'atdır. Günahtır. Hazret-i Hüseyin için matem tutıyorlar. Hazret-i Hüseyin'i, Hazret-i Ali'nin oğlu olduğu için tapınırcasına övüyorlar. Ehl-i sünnet ise, onu Resulullahın torunu olduğu için çok seviyor. İslamiyette matem tutmak yoktur. Müslümanlar yalnız Aşure günü matem tutmaz. Kerbela faciasını hatırlayınca her zaman üzülür, kalpleri sızlar, gözleri kan ağlar. İslamiyette matem tutmak olsaydı, Aşure günü değil, Resululllahın Taif'de mübarek ayaklarının kana boyandığı ve Uhud'da mübarek dişinin kırılıp, mübarek yüzünün kanadığı ve vefat attiği gün matem tutulurdu.


AŞURE GÜNÜ MEYDANA GELMİŞ VE GELECEK BAZI MÜHİM HADİSELER


Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Aşure gününde çok büyük ve mühim hadiseler meydana gelmiştir. Fakih Ebulleys Hazretleri'nin Tenbihü'l Gafilin kitabında rivayet ettiği hadis-i şerifte, Aşure günü meydana gelen hadiselerden bazıları şunlardır:


1)Göklerin ve yerin yaratılması,

2)Hz.Adem'in tevbesinin kabul edilmesi,

3)Nuh aleyhisselemın gemisinin karaya oturması,

4)Hz.Musa'nın, Firavun'un şerrinden kurtulması ve Firavun'un helak olması,

5)Hz.İbrahim'in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,

6)Eyub aleyhisselamın hastalıktan şifa bulması,

7)Yunus aleyhisselamın balığın karnından kurtulması,

8)Süleyman aleyhisselama saltanat verilmesi,

9)Hz.Hüseyin'in (r.a.) şehid edilmesi,

10)Kıyametin kopması da Aşure günü olacaktır.


MUHARREMİN 9. VE 10. GECELERİ


Muharremin 9'uncu ve 10'uncu geceleri birer tesbih namazı kılmalıdır. Yine 9'uncu ve 10'uncu geceleri teheccüd vaktinde Allah rızası için 4 rekat namaz kılınır. Her rekatta Fatiha-i Şeriften sonra 50'şer İhlas-ı Şerif okunur. Bu günlerde hatm-i enbiya'ya devam etmelidir. Bilhassa 9'uncu günü akşamı, yani 10'uncu gecesi hatm-i enbiya yapılması çok faydalıdır. Muharrem ayı içerisinde mümkün olduğu kadar çok istiğfar etmelidir. Muharrem ayının onuncu (Aşure)gününü; bir gün önce yahut sonraki günü ile birlikte oruç tutmak sünnettir. Yalnız Aşure günü oruç tutmak tenzihen mekruhtur. Hadis-i şerifte, "Aşure orucunu tutunuz ve ona dokuzuncu yahut onbirinci günü ilave ederek Yahudilere muhalefet ediniz." buyurulmuştur.


AŞURE GÜNÜ NELER YAPILIR?


-O gün,eve ufak tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.

-En az on Müslüman'a birer selam veya bir Müslümana on selam verilir.Fakir fukara sevindirilir.

-10 defa şu dua okunur:

"Sübhanallahi mil'elmizan. Ve müntehe'l-ılmi ve mebleğa'r-riza ve zinete'l-arş."

-Yine Aşure gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rekat namaz kılınır. Her rekatta 1 Fatiha, 50 İhlas-ı Şerif okunur.


Namazdan sonra da 100 defa şu salevatı şerife okunur:


"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin ve Ademe ve Nuhın ve İbrahime ve Musa ve İsa vema beynehüm mine'nnebiyyine ve'l-mürselin. Salevatü'llahi ve selamühu aleyhim ecmaın."


-Öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır. Ve her rekatta 1 Fatiha, 50 İhlas-ı Şerif okunur. Namazdan sonra: 70 İstiğfar-ı şerif, 70 salevat-ı şerif, 70 defa da "La havle vela kuvvete illa billahi'l aliyyil-azim"denilir. Sonra da; Ümmet-i Muhammed'in hidayeti ve akıbeti için dua edilir.

BiR HADiS

Comments



Biriniz ayakta iken öfkelenirse otursun.

Öfkesi geçerse ne ala. Aksi halde uzanıp yatsın.


Hadis (Müsned).

Nereden ?

 

Licenced Content

Gülefendim'de Ara !