27 Eylül 2007 Perşembe

iFTAR DUASI

Comments


İFTAR DUASI

Şu iftar vaktinde sana el açtık,

Yarab,duaları hep kabul eyle

Gafletin elinden sıyrılıp kaçtık,

Yarab duaları hep kabul eyle.

Yemekler koksa da hep burcu burcu,

Senin rızan için tuttuk orucu

Bağışla bizleri bağışla suçu,

Yarab,duaları hep kabul eyle.

Hamdolsun verdiğin bunca nimete,

Sağlığa sıhhate ve afiyete,

Cümleyi kavuştur o hidayete

Yarab duaları hep kabul eyle,

Anamız,babamız rahmetin umar,

Bırakma bizleri bu yerlerde dar,

Yarab duaları hep kabul eyle!
Amin!

FREEDOM OF THE FAST

Comments


FREEDOM OF THE FAST


The body provides boundaries for a person. It tells us where to start and where to stop. This is the first experience of boundaries that a person has in their childhood. In the same way that the human mind feels that it is buried in one's body, it either perceives the body as its "house" or as a foreign place.


The nafs (ego) and the crippled modern person have problems with their bodies. The body in this context has been transformed into an arena of dominance. The nafs is oppressive. The crippling of the soul through narcissism is not limited to just the nafs.
The place in which we live is only a very short distance from that which the hands of our restrictive bodies can reach.


This short distance indicates the insignificance of humanity before the Creator. The distance which the nafs wishes to cover, on the other hand, can reach as far as trying to possess God-like features. Thus, the first thing for the narcissist nafs to overcome and the first area that it must surpass is the body. For this reason the body is alienated. The alienation of the person against the place in which they live cripples that person.


The "self" which lacks a material existence tries to realize itself through the body that is concrete.


The scale has become the most important equipment for the modern person. The scale is used before and after every meal. The calories are measured in a very sensitive way. Foods are added and subtracted. The body becomes a piece of wood which the "self" designs and shapes by carving.


The dominance of the nafs over the body can appear in two ways: either being overweight or underweight.


Do these two cases not have anything in common? How can we find a midway between social narcissism and culture?


One interpretation is that the fast provides us with this opportunity. I think that the fast has an important function in enabling us to eliminate the dominance of our nafs over our bodies through hunger and joy.


Fasting is not only an act that brings us into contact with the body by fasting via the Creator. Fasting is avoiding foods and eating at an appropriate time. The fast has a state of hunger which is limited by a certain time. This state of hunger is observed collectively, which also provides an opportunity for a therapeutic environment as our nafs is calmed both in our own bodies and in other bodies. The simultaneous and respectful observance of God's order not to eat, taken by millions of people, is a collective form of self-therapy which people who are suffering in a narcissistic culture such as America will never experience.


During the fast the nafs is rid of pleasure and by experiencing hunger it forsakes the desire to dominate the body. One of the most important points that separates times of hunger and eating in the fast is that the times are set by a timing that is beyond the discretion of the nafs. We have a calendar for this. When the time starts - a time that is determined by the Creator of the Universe - the nafs perceive that they cannot spontaneously swallow food and gain pleasure.
Food becomes part of a parade in our imaginary world. However "our hands" are so shortened that although we crave for food, we see that we need to stop and act accordingly. Thus the nafs retrieves to its inner boundary, which is its own reality. Our bodies become freed from the dominance of our nafs.


The other aspect that makes the act of fasting interesting is that it puts the decree to eat alongside that of hunger. When humankind receives the decree from the Creator of the Universe that they should "eat" at a determined time, they are expected to eat. The human mind cannot decide that they shall "remain hungry". This is the answer to the nafs' attempt to create a perfect body through remaining hungry. As the nafs is not able to discretionarily make the decision to eat, it also is aware that it is not able to remain hungry. Our nafs best perceives the reality that it is not in control during the month of Ramadan; this is the ultimate collective and therapeutic environment. We remain hungry and eat food on the command of the Creator. The common way has been achieved. A person transforms themselves from a self that obeys its desires and perceives the body as perfect to a manifestation that establishes the perfection of the Creator. A person transcends themselves and enters a transcendental dimension. Our bodies are not our servants or our fields of dominance; they are houses in which we reside as guests.

BiR HADiS

Comments


BiR HADiS


Ekmeğe saygı gösterin.

Çünkü Allah onu değerli kılmıştır.

Kim ekmeğe değer verirse,

Allah da ona değer verir.

Hadis (Taberani).

ORUÇ VE FAYDALARI

Comments



ORUÇ VE FAYDALARI



Ramazan ayında oruç tutmak İslam'ın beş şartından biridir. Oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmasından itibaren güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve cinsi ilişkide bulunmamak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir. Peygamberimiz oruç tutanlar için şu müjdeyi veriyor: "Kim inanarak ve mükafatını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır."(El-Buhari, Savm:7)



Oruç,ancak Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için tutulur. Oruç, iyi bir irade terbiyesidir: İnsanlara iyi huylar ve ahlak güzelliği sağlar, insanı olgunlaştırır. Oruç, aynı zamanda müslümanı günah işlemekten ve cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. Acıma duygusunu geliştirir, sağlığımızın korunmasına yardımcıdır, nimetlerin değerini bildirir, olaylar karşısında sabırlı olmayı öğretir.



Yüce Allah bir hadisi kudsîde "Oruç benim içindir, o'nun mükafatını da ben veririm" buyurmuştur (Müslim, Siyam;30).



RAMAZAN ORUCU VE ORUÇ ÇEŞİTLERİ



Ramazan orucu müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş kimselere farzdır. Ramazan orucu, kameri aylardan Ramazan ayının bazen 29, bazen 30 gün sürmesine göre 29 veya 30 gün olarak tutulur.



Oruçlarda niyet önemlidir. Niyet kalp ile olur. Geceleyin imsaktan önce veya imsak vaktinde ertesi gün oruç tutacağını kalbinden geçiren bir müslüman o günün orucuna niyet etmiş olur. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimse de oruca , niyet etmiş sayılır. Ancak oruç tutan kimsenin hem içinden niyet etmesi, hem de dili ile "Niyet ettim Ramazan'ın yarınki orucuna" diye söylemesi daha iyi olur.



Beş çeşit oruç vardır:



1.FARZ ORUÇ: Ramazan orucunun edası ve kazası farzdır. Keffaret oruçlarının tutulması da farzdır.



2.VACİP ORUÇ: Adak oruçları ile bozulan nafile orucun kaza edilmesi vaciptir.



3.SÜNNET ORUÇ: Kamerî aylardan Muharrem ayının 9-10 veya 10-11. günlerinde oruç tutmak sünnettir.



4.MÜSTEHAP ORUÇ: Kameri ayların 13. 14. 15. günleri ile her haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri, Şevval ayında 6 gün oruç tutmak müstehaptır.



5.MEKRUH ORUÇ: İki türlü mekruh oruç vardır:



a) Muharrem ayının sadece 10. günü, yalnız Cuma veya Cumartesi günleri oruç tutmak, iki orucu iftar etmeksizin birbirine eklemek veya senenin tamamını oruçlu geçirmek "TENZÎHEN MEKRUH"tur.



b) Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının 4 günü oruç tutmak "TAHRÎMEN MEKRUH"tur.



RAMAZAN'DA ORUÇ TUTAMAYANLAR NE YAPARLAR?

Oruç tutmayacak kadar hasta olanlar, hastaya bakanlar, Ramazan ayında yolculuk yapanlar, gebe veya emzikli olanlar, aşırı yaşlılar ve düşkünler, aybaşı hali veya loğusalık halinde bulunan kadınlar Ramazan ayında oruç tutmazlar.



Bunlardan:

a) Aybaşı hali veya loğusalık halinde olan kadınlar ile emzikli ve gebe olan kadınlar, bu özürleri sona erdikten sonra ve Ramazan ayı dışında oruçlarını kaza ederler.

b) Yolcular, yolculukları bitince oruçlarına başlarlar. Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını Ramazan ayından sonra tutarlar.


ORUCA NE ZAMAN VE NASIL NİYET EDİLİR



Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir. Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki: Normal olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Ramazan ayında tutulamayan orucu, başka günlerde kaza ederken niyetin geceleyin «tan yeri ağarmadan önce» yapılması gerekir. Keffaret oruçları da böyledir. Bu oruçlara imsaktan sonra niyet edilmez.Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: "Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki orucuna" diye söylemelidir.


ORUÇ NASIL TUTULUR

Oruç, imsâk vaktinde başlar. Oruca niyet eden kimse bu vakitten itibaren herhangi bir şey yiyemez, içemez ve orucu bozan şeyleri yapamaz. Bu durum akşam güneş batıncaya kadar devam eder. Güneş battıktan sonra yiyip içmek sûretiyle orucunu açar. İşte niyet ederek, imsâk vaktinden akşam güneş batıncaya kadar yememek, içmemek, ve orucu bozan şeylerden sakınmakla bir günlük oruç tutulmuş olur.


ORUCU BOZUP KAZA VE KEFFARET GEREKTİREN HALLER



Oruçlu olduğunu bildiği halde kasden;

1- Yemek, içmek, (ister gıda maddesi, isterse ilaç olsun)

2- Cinsi ilişkide bulunmak.

3- Sigara içmek

Orucu bozar, kaza ve keffareti gerektirir.



Kaza: Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.



Keffaret: Bozulan bir gün orucun yerine iki ay veya altmış gün peşpeşe oruç tutmaktır.



Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan bir kimse özürsüz olarak bile bile yiyip içse veya cinsi ilişkide bulunsa orucu bozulur. Bozulan bu orucun gününe gün kaza edilmesi, ayrıca oruç özürsüz olarak ve bile bile bozulduğu için de keffaret tutması gerekir.



Başlanan bir orucu bilerek bozmanın dünyadaki cezası keffarettir. Yani altmış gün birbiri ardınca oruç tutmaktır. Herhangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lazımdır. Kadınlar keffaret orucu tutarken araya giren âdet günlerini tutmazlar, âdet halleri bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek altmış günü tamamlarlar.



ORUCU BOZUP YALNIZ KAZAYI GEREKTİREN ŞEYLER

1) Yenmesi mutad olmayan ve ilaç olarak da kulanılmayan şeyleri yutmak, (toprak, kağıt, pamuk gibi)

2) Buruna ilaç çekmek,

3) Kulağın içine yağ damlatmak,

4) Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak,

5) Ağzına aldığı renkli ipliğin boyası tükrüğe geçip, boyanan bu tükrüğü yutmak,

6) Zorla orucu bozulmak,

7) Ağız dolusu kusmak, (Kendi isteği ile)

8) Akşam vakti girmediği halde, akşam oldu zannederek iftar etmek,

9) İmsak vakti geçtiği halde, İmsak'a daha vardır zannederek yemek.

10) Kendi iradesi olmaksızın ağzına kar ve yağmur tanesi kaçan ve bunu yutmak

11) Meşru bir özür sebebiyle; makadından şırınga (iğne) yaptırmak


ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER



1) Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, (unutarak yiyip içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını yıkayıp oruca devam eder, oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur.)

2) Kulağına su kaçmak,

3) Göze ilaç damlatmak,

4) Gece yıkanması gerekirken sabahleyin yıkanmak,

5) Kendi isteği olmayarak kusmak,

6) İhtilâm olmak, (yani uyurken cünüplük hali meydana gelmek)

7) Kan aldırmak,

8) Kendi isteği olmayarak boğazına toz, duman girmek,

9) Ağzındaki tükrüğü yutmak.

10) Yemeksizin herhangi bir maddenin tadını boğazında hissetmesi

11) Nohut tanesinden daha küçük olan ve dişler arasında bulunan yiyeceği yutmak.



ORUÇLUYA MEKRUH OLAN HUSUSLAR

1- Bir şeyi dilinin ucuyla gereksiz yere tatmak

2- Lüzumsuz yere bir şey çiğnemek

3- Sakız çiğnemek

4- Kendisinden emin olmayan bir kişinin hanımını öpmesi, boynuna sarılması, kucağına alması.

5- Tükrüğü ağızda biriktirip yutmak

6- Kan aldırmak

7- Kendini zayıf düşüreceğini tahmin ettiği yorucu bir işte çalışmak.

8- Ağzına su alıp çalkalamak


Fıtır Sadakası Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisab miktarı malı (80.18 gr. altın) veya onun değerinde parası olan müslümanın fıtır sadakası vermesi vacipdir. Buna kısaca "Fitre" denilir. Fıtır sadakasının vacip olması için zekâtta olduğu gibi malın üzerinden bir yıl geçmesi ve artıcı nitelikte olması şart değildir. Fitre, Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadakadır. Bayramdan önce verilmesi iyidir. Bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin, hem kendisinin, hem de erginlik çağına gelmemiş olan çocuklarının fitrelerini vermesi vaciptir.


Fitre Şu Dört Cins Yiyecek Maddesinden Aşağıdaki Miktarlarda Verilir:


Cinsi: Miktarı:

1– Buğday 1460 Gram

2– Arpa 2920 Gram

3- Kuru üzüm 2920 Gram

4– Hurma 2920 Gram


Bu gıda maddelerinin kendileri verilebileceği gibi para olarak değerleri de verilir. Hangisi fakirin yararına ise onu vermek daha uygundur. Bir fitre yalnız bir fakire verilir, ikiye bölünmez. Bir fakire birden fazla fitre verilebilir. Fitre niyet edilerek verilir. Ancak bunun fitre olduğunu fakire söylemek gerekmez. İçinden niyet etmesi yeterlidir.



Zekât hangi fakirlere verilirse fitre de onlara verilir. Bir özürden dolayı ramazanda oruç tutmayanlar da, nisap miktarı mal veya paraya sahip iseler fitrelerini vermekle yükümlüdürler.



Varlıklı müslümanlar fitre vermek suretiyle fakirlere bayram sevincini tattırırlar. Böylece, hem borcunu ödemiş, hem de sevap kazanmış olurlar. Fitre vermek, orucun kabul edilmesine, ölümün şiddetinden ve kabir azabından kurtulmaya vesile olur.

EBU TURAB (TOPRAK) KALK !

Comments
Ebu Turab (Toprak) Kalk !

Sehl b. Sa'd'ın (r.a.) anlattığına göre:

Allah Resulü (a.s.) bir gün kızı Fatıma'nın evine geldi. Ali'yi evde bulamadı.
-"Amcanın oğlu nerde?" diye sordu.

Fatıma:
-"Aramızda bir şey geçti, beni kızdırdı. Bu yüzden gündüz uykusunu yanımda uyumadı; çıkıp gitti" dedi. Allah Resulü bir adama.

-"Bak, o nerede?" buyurdu. O zat (gidip) geldi ve:

-Ey Allah'ın Resulü! O mescitte uyuyor dedi. Bunun üzerine Allah Resulü mescide Ali'nin yanına geldi. Ali uzanmış, ridası bir yanından sıyrılmış, vücudu toprağa bulanmıştı! Allah Resulü:

-"Ebu Turab! Kalk, Ebu Turab! Kalk" diye diye bedeninden toprağı silkmeğe başladı.


Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 4426
26 Eylül 2007 Çarşamba

Линия поведения и манеры Пророка Мухаммада относительно иноверцев.

Comments



Линия поведения и манеры Пророка Мухаммада относительно иноверцев.


Религиозные традиции Хиджаза.


Полуостров Хиджаз с севера на юг, с востока на запад, на протяжении всей истории был окружен различными формами культуры и религиозными традициями. На севере, местность от Палестины-Иордании до Мессопотамии называлась "золотой луной" вмещала различные традиции - от культуры идолопоклонников до монотеистических направлений. В этой местности существовали ассиро-вавилонский паганизм, основанный на поклонении звездам и небесным планетам; идолопоклоническая культура греков; огнепоклонство, иудаизм, христианство и манихейство. Наряду с этими имели место и скрытые религии, которые в свой вере и религиозных обрядах придавали место эзотеризму и скрытности. Также, данная местность послужила домом для ниспослания Аллахом многих пророков, которые утверждали о наличии единого Аллаха и призывали к вере тавхида (единобожие). Такие пророки как Ибрахим, Закариййа и Иса утверждали о единстве Аллаха и его всевышней силе, призывали никого не сравнивать с Ним и поклоняться только Аллаху, боролись против насилия, поклонения многим богам, безнравственности, идолопоклонства, размножения смуты. Подобное положение было налицо и на северо-западе Хиджаза в Египте, на западе в Абиссинии, на юге в Йемене и на востоке в прибрежных районах Индийского океана. Во всех этих местах на протяжении всей истории с точки зрения человечества существовало множество важных культурных и религиозных традиций.


Хиджаз находился прямо посередине этих районов и был под постоянным влиянием окружавших его различных политических и религиозных традиций. В числе важных традиций можно перечислить на севере Византию представлявшую собой христианство, на северовостоке Сасанидов, которые предпочитали язычество. К ним следует добавить и наличие отдельных груп иудеев в различных районах местности; на севере Хиджаза Набатейское царство, культурные и религиозныи традиции которых имели немалое влияние на арабов Хиджаза.


Во время Пророка население округа Хиджаз состояло из идолопоклонников арабов, которые имели систему многобожья. Жившие там евреи и христиане называли их словом "умми", которое означало отсутствие у них Книги. Идолопоклонники арабы называли евреев и христиан словом "ахл аль-китаб". Это имя имело близкую связь с целью евреев указать свое отличие от многобожников-арабов и показать, что у них имеется традиция вахйа. Евреи в основном жили в Медине и Хейбаре. Христиане обосновались в Мекке и на юге и севере Хиджаза. Помимо них, как указано в источниках последующего периода, находились и ханифы (монотеисты). Эти люди привлекают внимание тем, что не имели традиционного арабского многобожья. Известно, что до пророчества Пророк Мухаммад имел связь с ними, но вместе с этим уверждать, что между ними были близкие отношения будет неправильно. Очень любопытно, что по причине различии вер арабы-многобожники не очень таки выражали оппозицию против ханифов. Скорее всего важной причиной этого является небольшое количество этих людей в Мекки, их наличие не выражало угрозу социальному и политическому строению города.


Основные принципы Пророка в отношениях с иноверцами:


a)нравственность


Одним из основных особенностей в манерах и поведении Пророка относительно немусульман Мекки и Медины является недопускание никогда и никаких уступок относительно высших нравственных особенностей в деле человеческих отношений. Как указано и в Коране, Пророк всегда был "самая высшая нравственность" и показал людям самый лучший пример этого. Один из главных имиджей в глазах верующих и неверующих, всех людей, это "надежный Мухаммад" (Мухаммад аль-Амин). Самые яростные противники Пророка среди немусульман обвиняли его опровержении традиционных учений, в разрушении привычных традиционных понятий веры и общества, в измене религии предков, но никогда не обвиняли его во лжи, ненадежности его слов и манер. В первые годы пророчества Пророк решил взойти на гору Сафа и обратившись ко всем жителям Мекки с призвом в Ислам сказал: "О курайшиты! Если я вам скажу что за этой горой находится отряд врагов вы поверите? - ‘Да, мы никогда не были свидетялями твоей лжи" последовал ответ, вслед за которым он продолжил речь словами: "В таком случае хочу известить что, вы будете обречены на большие мучения... Аллах повелел мне предупредить самых близких родственников. Пока не произнесете ‘нет бога кроме Аллаха' я не смогу помочь вам ни в этом мире, ни в загробном..." (Балазури, I., 120). Наряду с качеством надежного человека защита справедливости, место в ряду возле слабых и бессильных, уделение важное значение родственным отношениям, постоянное подчеркивание родительского права и похожие качества являются историческим показателем отдельного места, которое он имел в обществе. Пророк постоянно напоминал мусульманам о соблюдении приличных манер и правил поведения при отношениях с немусульманами. Например отправляя Муаза наместником в Йемен наставлял словами "всегда остерегайся заслужить проклятие обиженного, потому что между его проклятием и Аллахом нет занавески" (Бухари, Закат 41, 63, Магази 60).


б)терпение


Пророк Мухаммад при оповещении Ислама немусульманам имел нескончаемое терпение. Ему не надоедало заново и заново беседовать с людьми, объяснять им основное предназначение веры - тавхид. Он имел искренние отношения, далекие от пустых полемик и дискуссий. Опять таки, как указано Кораном, всегда хорошо относился к людям, не произносил оскорбительных слов, избегал агрессивных и грубых манер. Так, с целью призыва в Ислам посещая некоторые общества усмирял свой гнев против их грубых манер и только просил Аллаха о милости для них. Например под нарастанием притеснения в Мекке, в поисках более свободного окружения для оповещения призыва в Ислам, вместе с Зайд б. Харисом отправился на земли Таифа. Почетные граждане Таифа очень грубо отнеслись к нему и приказав городским слугам обкидать камнями Пророка и Зайд б. Хариса способствовали изгнанию их из города. Этот случай был довольно таки горьким опытом в его жизни и Пророк усердно молил Аллаха о придании милости жителям Таифа. Вначале деятельности оповещения были различные протесты и притеснения, но в результате его оповещательного, прощающего и заботливого поведения, люди, к которым он обращался стали слушать, обдумывать и положительно откликаться на его призыв.


в)созидательство


Пророк оповещая людей о вере Ислама никогда никого никого не принуждал. Действуя в рамках принципа "не разрешил в религии Он принужденья" (аль-Бакара, 2/256) никогда не принуждал людей подчиниться его призыву, никогда не прибегал к грубой силе. Не поощрял сторонников насилия в деле принятия религии, всегда закрывал перед ними дверь.


Пророк всегда был созидательным в отношениях с людьми, для него не имело значения верующие они или нет. Особенно в период Медины, он наладил хорошие отношения с идолопоклонниками из арабов и евреями, которые проживали бок о бок с мусульманами и при этом не проявляли враждебности к прововерным, не изменяли двусторонним соглашениям. Пророк не видел ничего зазорного в перенятии и использовании их положительных качеств. В начальном этапе периода Медины, подписанное между различными группами Медины известное соглашение, под названием Документ Медины, в рамках которого все жителям города, мусульманам и немусульманам предоставлялось право совместного проживания с условием сохранения мирных и добрососедских отношений. Создав общество из представителей различных групп с общей для всех ответственностью и при соблюдении условий соглашения это положение сохраняло свою значимость. Мусульмане принимали помощь даже от пленников идолопоклонников арабов. Например, они воспользовались услугами некоторых из пленников-идолопоклонников Бадрской войны, которые умели читать и писать. Эти пленники обучив определенное число мусульман чтению и письму получили право на свободу.


г) уважение к основным правам и свободе


Обращаясь к людям Пророк помимо признаков их веры, образа жизни и взглядов, в первую очередь уделял важное значение качеству явления человеком. Вернее он исходил из принципа, что они тоже такие же люди как и остальные и имеют такую же душу как и другие. В этом смысле Пророк не делал никах различий, не смотрел мусульманин или нет. Например, однажды в Медине находясь в кругу мусульман Пророк, увидев проходящую перед ними похоронную процессию сразу поднялся на ноги. Вслед за этим бывшие рядом с ним сказали: "О Пророк, этот покойник не является мусульманином", на что Пророк ответил словами "он тоже имел душу?" - и выделил основное общее качество между людьми - все мы люди.


Взял под гарантию права на жизнь, имущество, честь и религию немусульман живших вместе с мусульманами и придавал большое значение этому. На самом деле это, основные ценности которые должны находиться под защитой религии и бесспорно Ислам придает данному положению очень важное значение. По Исламу основные святые сферы человека состоят из: право на жизнь соответствует защите жизни, свобода веросповедования соответствует защите религии, свобода мысли означает защиту ума и мысли, свобода приобретения имущества и состояния означает защиту имущества, право на создании семьи и ребенка соответсвует охране человеческого рода.


Эти правами обладают не только мусульмане, но и все люди, до единого. Вот так вот и Пророк заботился о защите основных прав человека, не делая никах отличий между мусульманами и представителями других религий. Относительно взаимоотношений между мусульманами и немусульманами (зимми), с которыми было заключено двустороннее соглашение о совместном проживании, Пророк словами "если кто подвергает мучениям зымми, значит он мучает Посланника Аллаха. Доставляющий мучение Посланнику Аллаха мучает и Самого Аллаха" указывает какими должны быть манеры и поступки против немусульман.


д) призыв к правде и истине


Самой важной среди обязанностей Пророка является оповещение людей о Писании Аллаха, предупреждение людей и призыв их к правде и истине. В этой связи он был для всех предупредителем и увещевателем. Время от времени были те, кто спорил с ним, дисскусировал и даже боролся с ним. Но он всегда сумел сохранить свои принципы, т.е. в данном случае терпение, непоколебимость, устойчивость и твердость. Как видно на примере христиан Наджрана некоторые группы из немусульман пришли к Пророку с целью дисскутирования и тестирования его пророчества. Он целыми днями дисскутировал с ними и объяснял Ислам. В ответ на их грубые выпадки и угрозы Пророк не прибегнул к насилию, а терпеливо отвечал им в рамках соблюдения правды и истины. Например во время встречи с ними, как указано и в Коране (Али Имран, 3/61) он пригласил их к взаимному проклятию. Вместе с этим, на просьбу гостей-немусульман о выделении места для совершения религиозных обрядов, Пророк не раздумывая выделил для этой цели одно из самых священных мест Ислама, Масджид ан-Наби.


Пророк никогда не отворачивался от желающих беседовать, обсуждать и даже спорить с ним, что послужило для многих людей причиной принятия Ислама. По одному преданию: один еврей своему другу тоже еврею сказал - "давай навестим этого пророка"; затем два друга пришли к Пророку и спросили о точных общих девяти айатов для мусульман и евреев. После достоверного ответа Пророка они упали ниц перед ним и поцеловав его ноги и руки приняли Ислам. (Тирмизи, Исти'зан 33).


е) справедливое управление


Пророк всегда был среди людей лидером - являлся нейтральным судьей, поступал по справедливости и был сторонником достижения обоюдного решения для всех сторон. Его судейство предпочитали не только мусульмане, но и немусульмане. В результате этого, в период Медины немусульмане при рассмотрении проблем между собой и между мусульманами и немусульманами время от времени прибегали к его судейству. При возникновении правовых проблем между евреями Пророк выносил решение по нормам еврейского права. Это качество справедливости и его надежный характер были известны среди людей еще до пророчества. Одним из подтверждений этому можно привести пример его судейства между курайшитами в Мекке при решении проблемы кому поручить возложение Хаджар аль-Асвада в Каабе. Благодаря его уму и справедливости был предотвращен довольно опасный кризис.


Пророк в повседневной жизни не прерывал социально-экономических отношений с немусульманами; время от времени брал и давал им в долг. Очень любопытно предание о том, что при его смерти кольчуга находилась в залоге у одного немусульманина. По словам Аишы, Пророк незадолго до смерти взяв у одного еврея тридцать мер овса (1 мера = 6.42 кг) оставил в залог свою кольчугу (Бухари, Джихад 89, Магази 86; Муслим, Мусакат 124-126). В целях налаживания и поддержки хороших отношений с немусульманами Пророк посещал места приглашения и выслушивал их речи. И даже, однажды, не отвергнув приглашения на трапезу подвергся попытке покушения на свою жизнь, которою совершил хозяин дома, еврей.


ж) сохранение культурных различий


Пророк, при совместном проживании наряду с соблюдением основных прав и норм немусульман старался сохранить культурные и традиционные различия. Советовал мусульманам соблюдать отличие от немусульман в стиле одежды, форме усов и бороды, обычаев и традиций и т.д. Зачастую предупреждал последователей относительно этого признака, например "евреи и христиане вообще не красят волосы. Вы как они не поступайте." (Бухари, Анбийа 50, Либас, 67). Также он, причиной отклонения предложения о призыве к намазу посредством звонов труб и колоколов, назвал схожесть и сравнение с евреями и христианами.


В отношениях с немусульманами Пророк никогда не ставил всех в одно звено, привлекал внимание к наличию различия между людьми. Любопытен факт произношения слов: "... это и вправду страна добра и справедливости. Оставайтесь там до тех пор, пока Аллах не избавит вас от стеснительного положения, в котором вы находитесь" при отправке группы мусульман в Абиссинию, которые устали от притеснений идолопоклонников Мекки. С другой стороны известны случаи, когда немусульмане, идолопоклонники и ахл аль-китаб время от времени проявляли политику насилия, ненависти и вражества к Пророку и его последователям.


Поведение и манеры немусульман, особенно представителей ахл аль-китаба евреев и христиан, относительно последователей Ислама четко описано в Коране. Айаты о поведении и манерах Пророка и мусульман по отношению к немусульманам были ниспосланы в Мекке (например - аль-Анкабут, 29/46-47). В айатах советовалось быть вежливыми к ахл аль-китабу и при диалоге указывать на общие точки. Ниспосланному Пророку Писанию (вахй) вместе с частью арабских политеистов верила и часть ахл аль-китаба. В некоторых выражениях по данному периоду (аль-Нахль, 16/43; аль-Анбийа, 21/7), при наличии сомнений об определении кому (мужчины) до него был послан вахй пусть обратится за помощью к ахл аль-китабу (Ахл-и Зикр). Учитывая все эти выражения периода Мекки становится ясно, что тогда налицо было сильная надежда о признании ахл аль-китабом Писания, ниспосланного Пророку.


Эта надежда, появившаяся в период Мекки не потеряла свою силу в течении определенного времени после хиджры мусульман в Медину. Наконец, первым делом Пророка после хиджры в Медину было установление официальной гарантии взаимного уважения жизни и веры среди всего населения города. Все это, наряду с евреями и согласованных с ними племен, отразилось в соглашении под названием Документ Медины. 16-ый пункт данного соглашения определяет гарантию евреям, которые по собственной воле признают покровительство мусульман "не подвергаться притеснениям и не помогать врагам". 18, 24, 37 и 45-ые пункты соглашения связаны с общей охраной и затратами сторон; 23, 36 и 42-ые пункты указывают о том, что ответственным за содержание соглашения является Пророк и при решении всяких спорных вопросов стороны обязаны обращаться только к нему. Только вот, данное соглашение в короткий срок было рассторгнуто пленами евреев, которые в свое время собственноручно и добровольно подписали данное соглашение.


Ярые оппозиционеры мусульман в Мекке арабы- политеисты проявили себя и в Медине, притянув на свою сторону евреев ахл аль-китаба. Таким образом множество евреев не признали вахй Пророка и сотрудничая с арабами-политеистами занимались подготовкой планов против мусульман.


Коран с самого начала подчеркивал, что в результате преувелечений и ревности представители ахл аль-китаба будут расходиться во мнениях относительно истины и из-за этого впадут в разногласия (аль-Бакара, 2/213; Али Имран, 3/19). Также в Коране говорится, что Пророк Мухаммад с целью пояснить людям истину пришел к ним, указал о прибытии ясной и открытой книги и пригласил их подчиниться Писанию Аллаха (Али Имран, 3/23; аль-Маида 5/15, 18). Приглашение принять ахл аль-китаб как общую доктрину выражено в айате: "...не поклоняться никому кроме Аллаха, других божеств к Нему не измышлять, и средь себя не воздвигать других владык, помимо Бога" (Али Имран, 3/64). Только вот , ахл аль-китаб отрицательно ответит на этот призыв, имея в основе ревность и ненависть, выступит против Ислама и будет стараться повлиять на мусульман (аль-Бакара, 2/105, 109; аль-Маида, 5/59). В Коране говорится, что они на самом деле знали о послании Аллахом Корана (аль-Анаам, 6/114) и признали его как призкнают сыновей (аль-Анаам, 6/20) но, несмотря на это они скрыли даже тот факт, что знают правду (аль-Бакара, 2/146). Не довольствуясь этим, евреи и христиане утверждали что они являются "сыновьями и любимы Аллахом" (аль-Маида 5/18), что только они попадут в рай (аль-Бакара, 2/111), чтоб достигнуть истины надо быть или евреем или христианом (аль-Бакара, 2/135). И даже они продолжили между собой очень древнюю дисскусию - евреи утверждали что христиане не имеют никакой основы, а христиане утверждали обратное (аль-Бакара, 2/113). Другим спорным вопросом было утверждение каждой из сторон о принадлежности Ибрахима их роду (Али Имран, 3/65-66).Против этих убеждений в Коране говорится что, если они не последуют Торе, Евангелию и ниспосланному Аллахом Корану, то не будут иметь никакой основы (аль-Маида, 5/68).


Некоторые из немусульман при каждом удобном случае распространяли аргументы против Пророка и мусульман, и даже занимаясь игрой слов воткрытую оскорбляли их. Например при встречи с мусульманами мямля во рту слова вместо слова "салам алейкум" (привет и спокойствие вам) произносили "сам алейкум" (огонь и мучения вам) (Бухари, Салам 7, Исти'зан 22, Муртаддин 4).


Возникновение временных стычек между мусульманами и немусульманами вполне естественное явление. Даже во время перехода этих стычек в сражение, всегда требовалось уделять внимание защите безвинных; старались уберечь от опасности не участвующих в войне людей, стариков, женщин, детей, дома жителей и святые места.

15 Eylül 2007 Cumartesi

O'NUN (SAV) iKLiMiNDE RAMAZAN

Comments



O'NUN (SAV) iKLiMiNDE RAMAZAN


Efendiler Efendisi Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki;


"Ramazan'ın ilk gecesinde Cennet kapıları açılır. Her gece sabaha kadar bir münadi seslenir: Günahlarının affedilmesi için istiğfar eden yok mu? Tevbe eden yok mu? Allah tevbesini kabul buyursun. Dua eden yok mu? Cevap verilsin. Kendisi için bir şey isteyen yok mu? isteği hemen karşılansın."


Dua her zaman mü'minin dayanıp güveneceği bir esastır. Hayatının her safhasında duaya sarılıp İlahi rahmete iltica etmek, mü'mini diğer insanlardan ayıran belli başlı vasıflardan biridir. Mü'min duayı hayatının her anına sindirmiştir. Günde beş vakit kıldığı namazın manası "duâ"dır.


Akşam yatarken, sabah kalkarken, yemek öncesinde ve sonrasında, evden çıkarken, dostuyla el sıkışırken, kısacası bütün hal ve hareketlerinde dua, mü'minin vazgeçilmez bir alışkanlığı halindedir. Bu alışkanlık, kaynağını Resulullahın sünnetinde bulur. Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam her halinde ve hareketinde dua eder, mü'minlerin de dua etmesini emrederdi. Çünkü dua onu Rabbine yakınlaştıran bir vasıtadır.


Duayı bir esas olarak benimseyen mü'min nimet ve bolluk anlarında Rabbini hatırlayıp şükran hisleriyle dolduğu ve bunu hamdleriyle dile getirdiği gibi, darlık ve sıkıntı zamanlarında da Rabbine sığınıp sadece Ondan yardım ister. Çünkü dua kulluğun değişmez bir vasfı ve ayrılmaz bir parçasıdır.


Cenab-ı Hak da mü'min kullarının her zaman Kendisine dua etmesini istemektedir:


"Ey Habibim, kullarım Beni sana sorarlarsa haber ver kî: İşte Ben muhakkak yakınımdır. Onlardan biri dua edince, muhakkak duasına icabet ederim. O halde onlar da Benim davetime itaatle icabet ve Bana imanda devam etsinler. Ta ki, doğru yola ulaşmış olsunlar."

Bu, her zaman için böyledir. Ama bazı vakitler vardır ki, o vakitlerde yapılan dualar diğer zamanlarda yapılanlara nisbetle kabule daha yakındır. Bu mübarek vakitler arasında seher vakitleri, Cuma günlerinin belli bir saati, kandil geceleri ve bilhassa Kadir Gecesi, Ramazan'lar ilk sırada yer alır. Çok sayıdaki hadis-i şeriflerde bununla alakalı sayısız müjdeler vardır.


Bunlara göre, böyle vakitlerde İlahi rahmet coşmakta, hem de mü'min duanın makbuliyeti için gerekli olan ihlas ve hakiki kulluk tavrını gereken şekilde yaşayarak Cenab-ı Hak nezdinde makbul bir kul haline gelmektedir.Hadis-i şerifte bu manaya dikkat çekilir ve mü'minler duaya teşvik edilirler:


"Ramazan'ın ilk gecesinde Cennet kapıları açılır. Her gece sabaha kadar bir münadi seslenir: Günahlarının affedilmesi için istiğfar eden yok mu? Tevbe eden yok mu? Allah tevbesini kabul buyursun. Dua eden yok mu? Cevap verilsin. Kendisi için bir şey isteyen yok mu? isteği hemen karşılansın."


Bir hadis-i şeriflerinde oruçluyu, duası reddedilmeyecek üç kişi arasında zikreden Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyururlar:


"Üç kişinin duası geri çevrilmez: Adaletle hükmeden hakimin, iftar edinceye kadar oruçlunun ve mazlumun. "


İslâm'ın diğer meselelerinde olduğu gibi, bu hususta da en güzel örnekleri kendi mübarek hayatlarında yaşayan Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan ayında her türlü ibadet ve dualarını fazlalaştırırlardı. Ayrıca etrafındaki mü'minlere de ikram ve hasenatta bulunmak suretiyle onların da bol bol dua etmelerine vesile olurlardı.


Baştan sona İlahi rahmet tecellilerine sahne olan Ramazan'da iftar vakitlerinin ayrı bir feyzi ve kıymeti vardır. Bu müstesna vaktin dualar açısından taşıdığı ehemmiyeti Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle ifade buyururlar:


"Oruçlunun iftar vaktindeki duası reddedilmez."


Abdullah bin Ömer'in (r.a.) rivayetine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam, iftar vakitlerinde şu duayı sık sık tekrar ederlerdi:


"Ya Rabbi, her şeyi kuşatan rahmetinin hakkı için beni af ve mağfiret eyle."


Hatasızlığı ve günahlardan korunmuş olmasıyla bilinen Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselamın bu duasında, ümmetine bir irşad ve örnek gösterme manası vardır.


Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu şekilde dua etmek suretiyle, mü'minlere iftar vakitlerinin feyiz ve bereketinden istifade etmenin en güzel yollarından birini göstermiş ve iftar vaktinin istiğfarla değerlendirilmesinin ehemmiyetine dikkat çekmiş olmaktadır.


İşte böyle iftarlarda ve seher vakitlerinde dergah-ı İlahiye gönderilen ihlaslı dua ve istiğfarlar sayesindedir ki, mü'minler Ramazan ayının sonunda günahlarından arınmış, ter temiz bir ruh ve maneviyata sahip olmaktadırlar.


Bu bakımdan, şuurlu bir mü'min, içinde yüzdüğü bu eşsiz fırsatlar denizinden azami derecede istifade etmeye çalışır. Tevbelerin en ziyade kabul edilip günahların en fazla affolunduğu ve dileklerin en yüksek nisbette kabul edildiği bu mübarek ayda her vesile ile Cenab-ı Hakka iltica eder.


Rahmet deryasının taştığı Ramazan ayı boyunca en güzel duaları okur; salavat ve münacatları fırsat buldukça tekrar eder; Kur'ân'dan ve hadislerden alınan kıymetli dualara yapışarak Allah'a biraz daha yakınlaşmaya çalışır.

O'NUN (SAV) AĞZINDAN RAMAZAN

Comments


O'NUN (SAV) AĞZINDAN RAMAZAN


İbn Huzeyme, Selman-ı Farisi’nin (ra) şöyle dediğini nakletmektedir:


"Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) bize Şa'ban ayının son günü bir hutbe îrad etti ve şöyle buyurdu:


Ey müslümanlar,Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde ‘bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi'nin bulunduğu bir aydır. Bu ay, Allah tealanın, gündüzlerinde orucu farz; gecelerinde teravihi nafile ibadet kıldığı (mübarek) bir aydır. Bu ayda kim bir hayır işlerse, başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi sevap alır.


Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.


Bu ay, ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır.


Bu ay, mü'minin rızkının arttığı bir aydır.


Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur.


İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin, onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.


"Biz, hepimiz, bir oruçluyu iftar ettirecek imkana sahip değiliz..."dediler.


Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem):


"Allah teala bu sevabı, bir oruçluyu, bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir" buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:


"Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbınızı hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbınızı hoşnud edecek iki işiniz; la ilahe illallah diyerek Allah'ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah'dan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir."


"Kim bir oruçluyu doyuracak olursa, Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da, cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir…"

BiR HADiS

Comments


Farz namaz, sonraki namaza kadar;

Cuma, sonraki Cumaya kadar;

Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.

(Taberani)

ORUÇ

Comments

ORUÇ


Tarifi:


Orucun Arapça karşılığı savm'dır.Savm,imsak yani nefsi men etmek manasına gelir.


Terim anlamı:"İkinci fecirden başlayark güneşin batmasına kadar yemekten,içmekten ve karı-koca münasebetinden uzak kalmak"demektir.


Farziyeti ve Hikmetleri:


Oruç İslamın beş şartından birisidir.Farz olduğunu şu ayetten anlıyoruz.


"Ey iman edenler sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi,günahlardan korunasınız diye size da farz kılındı."10


Oruçla ilgili olarak,Peygamberimizin pek çok hadisleri vardır.Bunların birinde"Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır.Cehennem kapıları kapanır,şeytanlar da bağlanır."11 buyurulmaktadır.


Oruç Medine'de hicretin ikinci yılı farz kılınmıştır.Bir çok maddi ve manevi faydaları vardır.Bunların bazılarını şöyle sıralayabiliriz:


1)İnsan nefsinin aşırı isteklerine ve ihtiraslarına engel olur.Oruç tutanlar daha sabırlı ve metin olurlar.Peygamberimiz"Oruç sabrın yarısıdır."buyurmuştur.


2)Senenin diğer aylarında devamlı çalışan ve yorulan mide oruç aracılığıyla dinlenme imkanı bulur.


3)Oruç,toplumun ahlaki hayatını değiştirir,iyiye ve güüzele götürür.


4)Zenginler,oruç sayesinde fakir ve yoksulların durumunu daha iyi anlarlar.Böylece bireyler arasında yardımlaşma,acıma,şefkat ve merhamet duyguları gelişir.


5)İlahi bir emir olduğu için ramazanda kendisine helal olan şeyleri yapmayan kimse haramlara hiç yaklaşamaz.


Bunlardan başka orucun bir çok dini yararları vardır."Bir kimse ramazanın faziletine inanarak ve mükafatını Allah'dan umarak oruç tutarsa geçmiş günahları affolunur."12

iFTAR DUASI

Comments


İftar Duası


İftarda şu dua okunur:


"Allahümme leke sumtu ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme'l-Ğadi min şehri Ramazane neveytü, feğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü."


Anlamı:


"Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana inandım ve sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açtım ve Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!"

RESULULLAH (S.A.V.)’iN ORUCU

Comments



RESULULLAH (S.A.V.)’iN ORUCU


Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm Resûlullah’a, A’line, Ashabına ve de kıyamete kadar O’nun yolunu takip edenlerin üzerine olsun.


Risâlemizde Allah Resûlü (S.A.V.)’in orucunun keyfiyetine yer verecek;orucun farzları, şartları, edebi, duâları, kimlerin oruçla mükellef olduğu, orucu bozan şeylere ve de yararlarına değineceğiz İnşâallah. Allahu Teâla’dan dileğimiz odur ki; Müslümanları, Resûlullah (S.A.V.)’in



Sünneti’ni hayatlarının her alanında yaşamaya muvaffak kılsın. (Amin).


Oruç nedir?: Güneşin doğmasından batışına kadar, Allahu Teâla’ya ibadet niyetiyle, hiç bir şey yememek, içmemek, cinsi mübâşerette bulunmamak ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır.


Ramazan orucu: İslâm’ın şartlarından biridir. Allah Resûlü (S.A.V.) şöyle buyurmuştur, “İslam beş şey üzerine bina olunmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in



O’nun Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan Orucunu tutmak, Beyt’i (kâbeyi) haccetmektir” (Buhari, Müslim).


Ramazan orucunun başı ve sonu



İbadetler, her zaman her yerde ve herkes için kolaylıkla tespit edilecek bir takım ölçü ve alâmetlere bağlı kılınmıştır. Ramazan orucu da bunlardan biridir.

Kur’an-ı Kerim ve Peygamber (S.A.V.) bu ibâdete Ramazan hilâlinin görülmesi ile başlamayı ve Şevval hilâlinin görülmesi ile bitirmeyi şart kılmıştır;


Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğrunun eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân indirilen aydır...Ø (Bakara, 185)


Resûlullah (S.A.V.)’de bu âyet-i kerimede geçen Ramazan orucuna erişmeyi hadisi şeriflerinde açıklamıştır. Bunların bazılarını sağlam hadis kaynaklarından aktaralım:


İbn Ömer Radıyallahu anhümâ Resûlullah (S.A.V.)’den şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hilâli görmedikçe oruca başlamayın ve hilâli görmedikçe de oruç açmayınız. Eğer buluttan dolayı hilali göremezseniz bu takdirde ayın günlerini otuza tamamlayınız. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi).


Tirmizi’nin rivâyeti şöyledir, “Ramazandan önce oruç tutmayınız, hilâlle oruca başlayın; (Şevval) hilalini görmekle de oruç açınız. Eğer bir bulut hilâli görmenizi engellerse o vakitte onu (Ramazanı) otuz güne tamamlayınız”.


Buhari’de şöyle yer alır, “Bulut olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayınız”. Yine bir diğer rivayette (Ramazan ayının 29. günü) bulutlu olur da (Şevval hilâlini) göremezseniz bu taktirde otuz gün oruç tutunuz” şeklindedir.


İbni Ömer, Peygamber (S.A.V.)’den şöyle buyurduğunu rivâyet eder, “Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazar, ne de hesap biliriz. Ay şöyle ve şöyledir” Yani kimi zaman 29, kimi zaman otuz çeker. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi).


Nakletiğimiz bu hadisler konu ile ilgili pek çok hadisler arasından sadece örnek teşkil etmek üzere seçilen az bir bölümüdür. Bu meâldeki hadisler pek çoktur.


Bu bakımdan alimlerin büyük bir çoğunluğu ru’yet ile yani Ramazan hilâlini görmekle oruca başlayıp ru’yet ile yine Şevvâl’in hilâlini görmekle orucu bitirmenin gereğini özellikle belirtmişlerdir. Müslümanların bu ibadete de diğer ibadetlere de gereken hassasiyeti göstererek yalnız belirtilen ölçüleri göz önünde bulundurmaları ve bu ölçüler çerçevesinde ibâdetlerini yapmaya gayret etmeleri, buna dikkat göstermeleri gerekmektedir.


Oruç kimlere farzdır?


Oruç; akil, baliğ, mükîm olan ve gücü yeten her müslümana farzdır.


Kafir’e oruç farz olmadığı gibi müslüman olunca da kaza etmesi gerekmez.


Baliğ olmamış çocuğa oruç farz değildir. Ancak alışması için oruç tutması tavsiye edilir.


Deliye oruç farz değildir. Çünkü ona mükellefiyet yoktur. Yetişkin de olsa bunun için fidye verip yemek yedirmesi gerekmez.Hayatı kavrama ehliyetine sahip olmayan akıl hastasına, unutkanlığa mübtelâ olmuş çok yaşlı ihtiyarlara da oruç farz değildir.


Hasta olan bir kimse, iyileştiğinde orucunu kaza eder. Müzmin bir hastalık yüzünden oruç tutamayan kimse, çok yaşlı hastalığı hiç iyi olmayan bir hasta gibidir. Bunlar her gün bir fakire yemek yedirirler.


Hâmile ve emzikli kadınlar; hâmileliklerinden, çocuğu emzirememekten veya çocuğun sağlığından korkarlarsa, oruç tutmayıp sonradan kaza derler.


Hayızlı ve nifaslı olan kadınlar, bu esnada oruç tutmayıp daha sonra kaza ederler.


Suda boğulma ve ateşte yanma tehlikesinde bulunan birini kurtarmak için, gerekirse oruç bozularak bunlar kurtarılır. Bu durumda da oruç kaza edilir.


Yolcu dilerse oruç tutar, dilemezse tutmaz. Bu yolculuk ister umre gibi bir defalık olsun, isterse nakliyecilik gibi devamlı olsun, kendi beldelerinde bulunmadıkça oruç tutmayabilirler. Daha sonra, tutmadıkları gün sayısınca orucu kaza ederler.


Orucun Ahkâmı


1) Niyet: Farz olan oruçlarda şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Resulü (S.A.V.) “Fecirden önce oruca niyetlenmiyenin orucu yoktur” buyurmaktadır (Sahihtir, Ebu Dâvud). Yine “Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur” buyurmaktadır (Sahihtir, Nesâî).


Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü (S.A.V.) ve Ashab’ından oruca dil ile niyetlendikleri nakledilmemiştir.


2) Orucun vakti: "... Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu tamamlayın..." (Bakara, 187).
Fecir iki türlüdür;


Fecri Kâzib: Bu fecirde sabah namazının vakti girmiş olmaz. Oruç tutacak olan bir kimsenin bu vakitte yemek yemesi haram değildir. Bu fecrin alâmeti; ufukta dimdik duran, kurt kuyruğu şeklindeki uzun bir aydınlıktır.


Fecri Sâdık: Sabah namazı vakti girmiş olur. Bundan sonra yemek yenmez. Fecri sâdık, ufuk boyunca dağların ve tepelerin üzerindeki yaygın bir beyazlıktır.


İftar vakti ise; doğu tarafından karanlığın başladığı, batı tarafından da gündüz sona erip güneşin yuvarlaklığını yitirdiği vakittir. Zira; Allah Resûlü (S.A.V.) “Gece buradan yayılmaya başlar, gündüz buradan sona erer ve güneş de batarsa oruçlu iftarı açar” buyurmuştur (Buhari, Müslim). Bu, güneşin tümüyle batması demektir, aydınlığı kalsa bile hüküm aynıdır.


3) Sahur: Allah Rasulü (S.A.V.) “Bizimle ehli Kitabın orucu arasındaki fark Sahur yemeğidir” (Müslim) ve “Bereket üç şeydedir. Cemâat, tirid ve sahur” buyurmuştur (Sahihtir, Taberâni/Mu’cemu’l-Kebir)


Resûlullah (S.A.V.)’in bereket olarak nitelendirdiği sahuru terk etmek sünnete aykırıdır. Çünkü sahur yemeği sünnete uymaktır. İnsanlar için oruçta elbette güçlük vardır. Ancak sahur, hadiste buyrulduğu gibi bereketlidir. Resûlullah (S.A.V.) “Haydi bereketli gıdaya” sözüyle buna işaret etmiştir (Ebu Dâvud).


Allah Resûlü (S.A.V.) “Sahur bereket yemeğidir, biriniz bir şey bulamayıp bir yudum su içse bile onu terk etmeyiniz. Çünkü Allah ve Melekleri sahur yemeği yiyenlere duâ ve mağfiret eder” (sahihtir, Ahmed) ve “Mü’minin sahur yemeğinin en bereketlisi ve makbul olanı hurmadır” buyurmuştur. Allah Resulü (S.A.V.)’in sünneti, sahuru fecre kadar uzatmaktı.


4) Oruçlu neleri terk edecek?: “Kavli zûr” denilen, fitne ve fesad yayan yalan söz terk edilecektir. Resûlullah (S.A.V.) “Kavli zûr’u terk etmeyen Allah azze ve celle’nin, onun yeme ve içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur” buyurur (Buhari).


Hayırsız ve fâhiş söz de terk edilecektir. Resûlullah (S.A.V.), “Oruç, yememek ve içmemek değildir. Ancak oruç, hayırsız ve fâhiş sözden oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ de” buyurmuştur (Sahihtir, İbni Huzeyme).


5) Oruçluya mubah olanlar:


- Cünüp olarak sabahlama konusunda A’işe validemiz Radıyallahu anhâ şöye diyor, “Allah Resûlü (S.A.V.) cünüp olduğu halde fecir sökerdi. Sonra gusleder ve orucunu tutardı” (Buhari, Müslim).


- Misvak Kullanmak: Resûlullah (S.A.V.) “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım onlara, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim” buyurmaktadır (Buhari, Müslim).


Allah Resulü (S.A.V.) misvak kullanmada oruçlu olanla olmayan arasında bir fark görmemiştir. Bunda, oruçlu olsun veya olmasın genel olarak herkesin abdest alırken misvak kullanabileceğine ve öğle namazından önce veya sonra kullanmasında da herhangi bir fark olmadığına dair işaret vardır.


- Mazmaza ve istinşâk’ı oruçluların sıkça ve mübâlağalı bir şekilde yapmaları sakındırılmıştır. Resûlullah (S.A.V.) “... istinşak’ı oruçlu olmadığın sürece sertçe yap” buyurmuştur (Ebu Dâvud).


- Kucaklaşmak ve öpmek: A’işe validemiz Radıyallahu anhâ şöyle der, “Resûlullah (S.A.V.), oruçlu iken hanımlarını kucaklar ve öperdi. Fakat O, içinizde şehvetine en çok hakim olanınız idi” (Buhari, Müslim). Ancak bu yaşlılar için değilse de gençler için mekruhtur. Çünkü, Allah

Resulü (S.A.V.)’e bunun sebebi sorulduğunda, “Yaşlı kimse nefsine hakim olur” buyurmuştur (Sahihtir, Ahmed/Müsned).


- Kan tahlili yaptırmak: Herhangi bir gıda içermedikçe, ilaç niyetiyle iğne vurulmak câizdir, orucu bozmaz. Çünkü bunlar mideye gitmez. Ancak kuvvet iğneleri ve serum orucu bozar, zarûret dışında câiz değildir.


- Kan aldırmak (Hacamat) orucu bozmaz. İbni Abbas Radıyallahu anhümâ, “NebÎ (S.A.V.),oruçlu olduğu halde kan aldırdı (hacamat yaptı)” demiştir (Buhari). Aynı şekilde diş çektirmek de orucu bozmak.


- Yemeklerin tadına bakmak, yemek gırtlağa gitmemek şartıyla câizdir. Diş macunu için de hüküm aynıdır.


İbni Abbâs Radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Allah Resulü (S.A.V.), Şöyle buyurmaktadır, “Oruçlu iken sirkenin tadına bakmasında, gırtlağa gitmemesi şartıyla sakınca yoktur” (Buhari)


- Sürme, damla ve göze damlatılan diğer şeyler de, orucu bozmaz. Bunların tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. İmam Buhari Sahihi’nde şöyle der, “Enes, Hasan ve İbrahim, oruçlu iken sürme çekilmesinde bir beis görmediler”.


6) İftar:


- İftara acele etmek: İftara acele etmek Allah Resûlü (S.A.V.)’in sünnetlerindendir. Bunda yahudi ve hıristiyan milleti’ne muhalefet vardır. Çünkü Onlar iftarlarını yıldızlar parlayıncaya kadar geciktirirlerdi. Allah Resulü (S.A.V.) “İnsanlar, iftar için acele ettikleri sürece hayır içerisindedirler” buyurmaktadır (Buhari, Müslim).


Yine Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurur, “Ümmetim, iftarlarında yıldızların çıkmasını beklemedikçe benim sünnetim üzeredirler” (sahihtir, İbni Hibbân).


- Akşam Namazından Önce İftar Etmek: Enes Radıyallahu anh şöyle der, “Allah Resulü (S.A.V.), namaz kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Bu olmazsa kuru hurma ile iftar eder, o da olmazsa birkaç yudumluk suyla iftar ederdi” (Ebu Dâvud).


- İftar duâsı: İftar esnasında duâ etmek Sünnettir. Allah Resulü (S.A.V.): “Oruçlunun iftar ânındaki duası icâbet edilen bir duadır” buyurur (Sahihtir, İbni Mâce). (S.A.V.) efendimiz, iftardan önce, “Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, senin rızkın ile orucumu açıyorum” İftardan sonra da şöyle dua ederdi, “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, ecir de hak oldu inşâallah” (Ebu Dâvud).


7) Orucu bozan şeyler:


- Kasıtla yemek ve içmek: Faydalı veya faydasız, yemek ve içmek orucu bozar. Unutarak, hatayla veya zor kullanılarak yemek ve içmek orucu bozmaz. Allah Resûlü (S.A.V.) “Kim unutarak yer ve içerse orucunu tamamlasın, şüphesiz ki Allah onu yedirmiş ve içirmiştir” buyurur (Buhari, Müslim).


- Mübâşeret: Oruçla mükellef bir kimsenin cinsel mübâşerette bulunması orucunu bozar. Böyle bir kimsenin orucunu kaza etmesi ve ağır bir keffâret ödemesi gerekir. Bu keffarette, bir köle azad etmektir. Bu yapılamazsa iki ay üst üste oruç tutulur. Bu da yapılamazsa altmış fakire yemek yedirilmelidir. Keffaretin bu tertibi sünnet ile sabittir ki, biri yapılamazsa sonrakine geçmek gerekir!.


- İsteyerek kusmak: Bir kişi isteği olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Allah Resûlü (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır, “Kim elinde olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Kim kusmaya kendini zorlayarak kusarsa orucunu kaza etsin” (sahihtir, Ebu Dâvud).


- Beslenme için vurulan iğneler: Bu iğneler bazı besin maddeleri, vitaminler ve kan verilmesi için yapılırlar. Bu durumda oruçlunun orucu bozulur. Çünkü yapılan iğnelerle kişi gıdalanmış olur. Bu da orucu bozar.


- Hayız ve nifas: Gündüz, oruçlu iken, bilinen normal hayız kanın çıkması ile kadının orucu bozulur.


- Meni çıkması: Uyanıkken, kucaklama, öpme ve benzeri bir etki sonucu meni çıkarsa oruç bozulur. Ancak ihtilam olma nedeniyle meni çıkarsa oruç bozulmaz. Bu irade dışıdır.


- Kan almak: Herhangi bir sebeple dışarıdan vücuduna kan alan insanın orucu bozulur.




8) Kaza:
Kaza orucu kalmış bulunan bir kimsenin en kısa zamanda oruçlarını kaza etmesi gerekir. Kaza orucunu peş peşe tutmak bir zorunluluk değildir.


Alimler, ölen bir insanın kılmadığı namazlarını bir başka kişinin kaza etmesini meşru görmemişlerdir. Hayatta iken oruç tutmaktan aciz olan bir kimsenin yerine başkası oruç tutamaz.


Oruç tutamayan bir kişi her gün bir fakire yemek yedirmelidir. Ancak bir kimse ölür de üzerinde nezrettiği (adak) bir oruç bulunursa, onun yerine velisi tutar.


Allah Resulü (S.A.V.) “Kim ölür de üzerinde bir oruç bulunursa, yerine velisi tutar” buyurmuştur (Buhari, Müslim).


9) Namaz kılmayanın oruç tutması: Oruç tuttuğu halde namaz kılmayan kişi, İslamda Tevhidden sonra en önemli bir rüknü terk etmiştir. Kişi namazı terk ettiği sürece orucunun faydasını göremez. Çünkü namaz kılınmadığında dinin direği yıkılmış olur.


Namazı terkedenin küfür ve mürtedliğinden korkulur. Bu durumda tüm amelleri boşa çıkar. Allah Resûlü (S.A.V.) “Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahid namazdır. Kim, namazı terk ederse kafir olmuştur” buyurmaktadır (Sahihtir, Ahmed).


“Küfür” ifadesiyle bazı alimler her ne kadar “dinden çıkma”yı kasdetmemiş olsalar da; durumun tehlikesinin anlaşılması açısından bu netice de gözden ırak tutulmamalıdır. Ancak namaz veya diğer ibâdetleri, küçümseyip isteyerek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.


10) Terâvih namazı: Terâvih namazı Allah Resûlü (S.A.V.)’in Ramazanda cemaatle kılmak suretiyle bize bıraktığı önemli bir sünnetidir. Ancak farz olmasından korktuğu için, ümmeti güç yetiremez diye sürekli cemaatle kılmayı terk etmiştir.


Terâvih, vitir dışında sekiz rekattır. A’işe validemiz Radıyallahu anha şöyle der, “Allah Resulü (S.A.V.) ne Ramazan ayında, ne de diğer zamanlarda gece namazını onbir rekattan fazla kılmadı” (Buhari, Müslim)


Sahih rivâyetlerin gösterdiğine göre, Ömer b. Hattab Radıyallahuanh, bu sünneti ihya etmek üzere insanları davet ettiğinde onları sünnetteki hali üzere onbir rekat kılınması için topladı. (İmamMâlikMuvattâ 1/119).


Teravihin vitirle birlikte onbir rekat olması dışında bir takım görüşler var ise de, mevcut delilleri tetkikimiz neticesi görüşümüz bu doğrultudadır. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.


Terâvih namazını vitirle birlikte yirmiüç rekat kılanlar, ta’dil-i erkâna riâyet etmeyip namazı hızla kılmaktadırlar.


Böylece, Resûlullah (S.A.V.)’in sünnetinde olmayan bir bidât işlemektedirler.
İnsanlar, bu konuda Allah Rasulü (S.A.V.)’in sünnetini araştırmalı ve başkaları terk etmiş olsa bile onlar sünnete uymalıdırlar. Çünkü hayır ve mutluluk yalnız bunda; bidatlardan kaçınıp sünneti uygulamadadır.


Günümüzde çoğu Müslümanların kıraat, rükû ve secdelerini acele yaparak kıldıkları namaz eksik bir namazdır. Bu, kimi zaman onların namazını bozar ve namazın tüm heybetini alır, götürür. Allah’tan korkmalı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmezden evvel kendimize, özellikle ibadetlerimiz hususunda çeki düzen vermeliyiz.


11) Fıtır zekâtı (fitre sadakası): Sadaka-i Fıtır, İbni Ömer Radıyallahu anh’tan rivayet edilen; “Allah Resulü (S.A.V.) Ramazanda sadaka-i fıtrı insanlara farz kıldı” hadisine göre farzdır (Buhari,Müslim).

PEYGAMBER EFENDiMiZ'DEN (SAV) RAMAZAN'IN HER GÜNÜNE ÖZEL DUA

Comments



Peygamber Efendimiz'den (SAV) Ramazan'ın Her Gününe Özel Dua

Güzeller güzeli Ramazan ayı geldi. İyiliklerin artması için yardımlaşmanın bütünleşmenin ve dua etmenin tam zamanı. Hepimizin bu dualara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. İşte sevgili peygamberimizden Ramazan'ın her ayrı gününe özel dualar…

Merhum Kefhemi "Misbah" kitabında Resul-ü Ekrem'den şöyle rivayet etmiştir: "Kim Ramazan ayında her farizadan sonra şu duayı okursa Allah onun günahlarını bağışlar."


İşte Peygamber Efendimizin tüm Ramazan boyunca okuduğu dua:


"Allah'ım! kabir ehlini sevindir. Allah'ım, bütün fakirleri zenginleştir. Allah'ım, bütün açları doyur, Allah'ım bütün çıplakları giyindir. Allah'ım, sıkıntısı olanların sıkıntısını gider. Allah'ım, bütün garipleri -vatanlarına- geri döndür. Allah'ım, bütün esirleri -esirlikten- kurtar. Allah'ım, Müslümanların bozulan durumlarını, fasit olan işlerini ıslah eyle. Allah'ım, bütün hastalara şifa ver. Allah'ım, bizim fakirliğimizi kendi zenginliğinle engelle. Allah'ım, bizim kötü halimizi kendi iyi haline dönüştür. Allah'ım, borcumuzu eda et, fakirlik ve ihtiyacımızı gider; muhakkak senin herşeye gücün yeter."


Ramazan ayında her güne ait kısa ve özel dualar


Aşağıdaki büyük fazilet ve sevapları olduğu bildirilen duaları, İbn-i Abbas Resulullah'tan (s.a.v.) nakletmiştir:


1. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde tuttuğum orucu gerçek oruç tutanların orucu gibi ve ibadetimi gerçek ibadet edenlerin ibadeti gibi kıl; bu günde beni gafillerin uykusundan uyandır; suçumu bu günde bağışla; ey âlemlerin ilâhı! Affet beni, ey suçları affeden. Rabbim!


2. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni kendi hoşnutluğuna yakınlaştırıp, gazap ve azabından uzaklaştır. Bu günde ayetlerini okumaya beni muvaffak kıl; rahmetin hakkına ey merhametlilerin en merhametlisi.


3. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde bana zekâ ve uyanıklık (ibadet ve itaatten gafil olmama) hali ver; beni cahillik ve batıl işlerden uzaklaştır. Bu günde indirdiğin her hayırdan bana da bir nasip ayır; cömertliğin hakkına ey cömertlerin en cömerdi!


4. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde emrini uygulamak için beni güçlendir; bu günde zikrinin güzel tadını bana tattır; kereminle beni bu günde şükrünü eda etmek için hazırla; bu günde hıfzın ve örtünle beni (günah ve beladan) koru; ey basiretlilerin en basiretlisi!


5. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni mağfiret dileyenlerden, sana itaat eden salih kullarından kıl; lütuf ve şefkatin hakkında ey merhametlilerin en merhametlisi!


6. Günün Duası: Allah'ım! Sana karşı işlediğim günahtan ötürü bu günde beni yalnız bırakma; azap kırbacınla beni cezalandırma; bu günde gazabına vesile olacak şeylerden beni uzaklaştır; -sonsuz- lütfün ve nimetlerin hakkına, ey şevkli insanların en büyük arzusu!


7. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde oruç tutup ibadete durmam için bana yardımcı ol; bu günün sürçme ve günahlarından beni uzaklaştır; bu günde sürekli olarak seni zikretmeği bana nasip eyle; tevfikinle ey yolunu şaşanları hidayet eden!


8. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde öksüzlere merhamet etmeyi, -fakirlerin- karnını doyurmayı, karşıma çıkan herkese Selâm vermeyi ve değerli insanlarla oturup kalkmayı bana nasip eyle; iyilik ve ihsanınla, ey arzu edenlerin sığınağı.9. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde geniş rahmetinden beni nasipsi bırakma; açık delil ve burhanlarını bana göster ve beni alıp en kapsamlı hoşnutluğa götür; muhabbetinle ey şevkli insanların arzusu!


10. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni sana tevekkül edenlerden, sana göre saadete erişenlerden ve sana yakınlaşan kimselerden kıl; ihsanınla ey arayanların en büyük talebi!.


11. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde iyilik ve ihsanı bana sevdir; fısk ve günahtan beni nefret ettir; gazabını ve –cehennem- ateşini bana haram kıl; yardımınla ey imdat isteyenlerin imdadı!


12. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde örtü ve iffetle beni ziynetlendir; bugün kanaat ve elde olana yetinme libasını bana giydir; beni bu günde adalet ve insafa sevk et ve korktuğum her şeyden beni emniyete al; koruma ve ismetinle; ey korkanları koruyan -Rabbim-


13. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni (maddi ve manevi bütün) kir ve pisliklerden temizle; bu günde olması takdir edilen olaylara karşı beni sabırlı kıl. Bu günde takvalı olmaya ve iyi insanlarla arkadaşlık yapmaya beni muvaffak eyle; yardımınla, ey zavallı ve miskin insanların göz nuru!


14. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde ayak sürçmelerimden dolayı beni cezalandırma; hata ve yanlışlarımı bağışla. Bu günde beni bela ve afetlerin hedefi etme; izzetinle, ey Müslümanların izzeti!


15. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde bana huşu ehlinin itaatini nasip eyle; mütevazı insanlar gibi dönüş yapıp tövbe etmemle göğsümü genişlet; emanınla, ey korkanların emanı ve güveni!


16. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde iyi insanlarla arkadaş olmaya beni muvaffak kıl ve kötü insanların arkadaşlığından beni uzaklaştır. Rahmetinle bana ebediyet ve sükûnet yurdu olan -cennette- yer ver; ilahlığın hakkına, ey âlemlerin ilahı!


17. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni salih amellere hidayet et; bu günde beni hacet ve arzularıma kavuştur. Ey açıklamaya ve sormaya ihtiyacı olmayan; ey âlemdekilerin göğsünde bulunanları (içinde geçenleri) bilen –Rabbim-! Muhammed'e ve onun tertemiz Ehlibeyti'ne rahmet et.


18. Günün Duası: Allah'ım! Bu günün seherlerinin bereketlerinden yararlanmak için beni uyandır; nurların ışığıyla kalbimi aydınlat ve bütün uzuvlarımı bu günün eserlerinden, bereketlerinden yararlandır; nurun ile, ey ariflerin gönüllerini aydınlatan!


19. Günün Duası: Allah'ım! Bu günün bereketlerinden nasibimi bol et; hayırlarına ulaşma yolumu kolaylaştır; iyi amellerinin kabulünden beni mahrum bırakma; ey apaçık hakka hidayet eden -Rabbim-!


20. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde cennet kapılarını (yüzüme) aç; cehennem kapılarını -yüzüme- kapat; bu günde Kur'ân okumaya beni muvaffak kıl; ey müminlerin kalplerine sükûnet ve huzur indiren -Yüce Allah-!


21. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni hoşnutluğuna götürecek bir kılavuz kıl bana; bu gün Şeytan'ı bana ulaştıracak hiçbir yol bırakma; benim yerleşeceğim ve rahat edeceğim yeri cennet

kıl; ey arayanların hacetlerini yerine getiren -Rabbim-!


22. Günün Duası: Allah'ım! Fazl-ü rahmetinin kapılarını bugün yüzüme aç; bu günde bereketlerini üzerime indir ve beni hoşnutluğuna vesile olacak şeylere muvaffak kıl; beni cennetlerinin ortasına yerleştir; ey perişanların duasını kabul eden -Allah-!.


23. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde beni günah ve kusurlardan beni yıkayıp temizle; kalbimin imtihanında bana kalplerin takvasını ver; ey günahkârların sürçmelerini bağışlayan –Rabbim-!


24. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde seni razı edecek şeyleri senden diliyor ve seni rahatsız edecek şeylerden sana sığınıyorum. -Allah'ım!- Bu günde sana itaat edip karşı gelmemek için senden tevfik ve yardım diliyorum; el el açıp dilenenlere cömert davranan –Rabbim-!


25. Günün Duası: Allah'ım! Beni bu günde velilerini seven, düşmanlarına düşmanlık besleyen ve peygamberlerinin sonuncusu -Muhammed Mustafa'nın (s.a.a)- sünnetine uyan kimselerden kıl; ey peygamberlerin kalplerini koruyan -Yüce Allah-!


26. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde çabamı mükâfatlandır; günahımı bağışla; amelimi kabul buyur ve gözümü –günahlara- kapa; ey duyanların en iyi duyanı!


27. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde bana kadir gecesinin sevabını lütfeyle; işlerimi zorluktan kolaylığa dönüştür; mazeretlerimi kabul buyur; günah ve vizr-ü vebalı üzerimden kaldır; ey salih kullarına şefkatli olan!


28. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde müstehap (sünnet) amellerden nasibimi çoğalt; -dünya ve ahirette- sorumlu olduğum şeyleri hazırlayarak bana lütuf ve bağışta bulun; bugünde vesileler arasından sana vesilemi yakınlaştır bana; ey ısrarla –yalvaranların- ısrarı kendisini –başkalarıyla ilgilenmekten- alıkoymayan –Rabbim-!


29. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde rahmetinle beni kapla; bu günde bana -iyi amelleri yapmak için- tevfik ve -kötü amellerden- korunma -gücü- lütfeyle ve beni şüphe ve suç unsuru addedilebilecek şeylerin karanlığından temizle; ey mümin kullarına merhametli olan -Rabbim!-


30. Günün Duası: Allah'ım! Bu günde tuttuğum orucu kendin ve resulün beğendiği şekilde mükâfatlandırıp kabul buyur ve onun furuunu -iman ve ihlâs olan- usulüyle pekiştir; efendimiz Muhammed ve onun tertemiz Ehlibeyti hakkında -Ey Rabbim!- Ve bütün övgüler âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur.

Nereden ?

 

Licenced Content

Gülefendim'de Ara !