“Evrenin Efendisine”
“Evrenin Efendisine”
Dünyanın ağırlığına eklesek yıldızları ayı güneşi
Gene de ağır basarsın ey kalbim ey kalbimin güneşi
Erdem Beyazıt
“Evrenin Efendisine”
Dünyanın ağırlığına eklesek yıldızları ayı güneşi
Gene de ağır basarsın ey kalbim ey kalbimin güneşi
Erdem Beyazıt
Mağaradan Çıkınca Dili Tutulan Adamın Son Sözleri
Evvel göğe bakardık
Güneş çalkalanırdı içimizde bin debdebeyle
Mühr-ü nebi müjdesi taşıyan kervanlar
İpil ipil geçerdi alnımızdan
Çoktan unutulmuş bir yeminin nefti kelimeleriyle
Ve senin ham meyveleri olgunlaştıran sesin
Kutsal neşidelerle soluyan bir kubbe gibi
Kapanırdı soylu yetimliğimiz üstüne
Mor bir çöl gecesi susuzluğunda
Ezelden memnu öykülerin hülyasıyla biz
Böyle değildik tufan kalıntıları
Başucumuzda her gece
En diriltici öpüşleriyle toprak kokusu
Her sabah yıldızlar semaha kalkardı damarlarımızda
Çünkü bizi menekşelerin ahı tuttu
Ten hummasıyla yoğrulan bir leke sağ yanımızda
Güya aşk suretinde tebdil- i kıyafet
Çünkü her isyan
Muzdarip bir kavistir ruhun selamlığında
Yalnız ölüm uzatır defne dalı
Ve ne çare biliyorum artık
Bozarsa kan bozar ancak
KAN!
Bu simsiyah rüyayı
Ve senin ham meyveleri olgunlaştıran sesin
Kutsal neşidelerle soluyan bir kubbe gibi
Kapanırdı soylu yetimliğimiz üstüne
Fatma Çolak
Senden Sonra
Yüreklerimizde küçücük güneşler,
Alnımızda secdelerde O’nun rahmetine bulanmış aydınlık,
Gözümüzde taifte payına düşen taşların acıttığı
Kalbimizin yaşları var şimdi.
Sen yoksun.!
Dudaklarımızda naatlar,
dudaklarımızda çöl kızlarının yaktığı ağıtlar
Gecelerimizde karanlıklarımızı aydınlatan nurun var.
Sen yoksun.!
Efendim,
Sen gittin yenilgiler kaldı
Kulakları sağır eden uğultular kaldı
Sen gittin adresine ulaşmayan söylemler kaldı
Sen gittin kurumuş ırmağa döndü yüreğim
Kuraklığım kavurdu bedenimi
Güneşten bile sıcakken kalbim
Sen gittin katılaştı,taşlattı benliğim.
Sen gittin matem düştü payımıza.
Renklerin tonları soldu,
İlkbaharımızın yeşili,
Yazımızın güneşi soldu.
Sen gittin,ekinimizin hasadı yitirdi bereketini
Günlerimize gece,gönüllerimize hazan düştü
Sen gittin,her saniye bir asır şimdi
Sen gittin,hayat hüzne aldırmaz oldu
Huzur dünyadan çekildi.
Sen gittin bizler yenik düştük zamana,
“Hayat ancak ahiret hayatıdır”sözünü unuttuk
Hüsrandayız şimdi!..
Senden sonra
Karanlıklar içinden doğup büyüyen
Her yanımızı çepeçevre kuşatan
Aydınlık bir çağrıdır payımıza düşen hasretin.!
Senden sonra
Sonhabar olsa da yaşanan mevsim,
Sonsuzluk aleminden müjdeler veren,
Her kışın bir baharı olduğunu hatırlatan sözlerin var hala.
Ve bizler,
Hüzün devirlerinin çorak topraklarında açan güller gibi,
Aydınlığını kuraklığımıza rahmet yapmak için arıyoruz.
Umutla ve sabırla, toprağın tohumu beklediği gibi ilkbaharı
Bekliyoruz.
Efendim
Bizi de kendi sancağının altında
Yaralarına merhem bulmuş ümmetinden eyle.
Ben sana sıkıca sarılayım
Sen bırakma beni hiçliğin kötürüm kollarına…
Nurdal Durmuş